FRİDAY, 18 DECEMBER 2009
Bedirxan Bey
1803 yılında Cizre'de dünyaya gelen Bedirhan Bey, 18 yaşında Botan
Emirliği'nin başına geçti. Atası yedinci göbekte Bitlis Hanı ve
Şerefname'nin yazarı ünlü Şeref Han'a kadar uzanmakta idi. Hükümdarlık
Bedirhan Bey'e babadan kaldı.
Bedirhan Bey genç olmasına rağmen çevredeki Kürt beylerine iktidarını kabul
ettirdi. Bedirhan Bey, merkezi Cizira Botan olan eski Botan beyliğinin son
beyidir.Bedirhan Bey'in hakimiyeti yalnızca Botan bölgesi ile sınırlı
kalmadı,genişledi.
Bedirhan Bey’in başarıları ve etkinlik sahsının genişlemesi,Osmanlı
yönetimini rahatsız ediyordu. Bedirhan Bey Osmanlı yönetimine vergi ve
asker vermiyordu, kendi bağımsız ordu vardı. Bedirhan Bey kısa bir sürede
Bitlis,Hakkari,Muş,Van ve Kars Kürt beylerinin ittifakını sağlayarak
Osmanlı egemenliğine karşı birlikte ayaklanmayı içeren “Kutsal
Antlaşma”yı gerçekleştirdi. Bu birliğe İran Kürtleri’nin büyük
beyliği olan Erdelan Beyliği’ni de dahil etmeyi başardı.Birlikte
kaleler gözden geçirildi, yeni kaleler yapıldı, silahlar kontrolden
geçirilip askeri güç arttırıldı. Bedirhan Bey usta ve uzman kişileri
Cizre’ye getirterek, onların yardımıyla biri barut, diğeri ise silah
üreten iki atölye kurdu, yerli uzmanların yetişmesi ve Kürt gençlerinin
eğitim görmeleri için onları Avrupa’ya gönderdi. Ermeni ve
Asuriler’e karşı dostça bir yaklaşım içinde olan ve Kürtlerin
Ermenilerle kız alıp vermesini serbest bırakan Bedirhan Bey’in
topraklarına yerleşen her köylüye bir miktar toprak verilirdi ve
karşılığında elde ettiği ürünün 1/3’ü istenirdi. Vergi oranı
Osmanlıların vergisinden daha düşük düzeyde tutulduğu için civar halkın
sempatisi artıyordu. Ticaretin gelişmesini sağlamak ve bölgeyi birbirine
bağlamak için Van Gölü’nde deniz taşımacılığını geliştiren Bedirhan
Bey,modern gemi inşa tekniklerini öğrenmeleri için de Avrupa’ya
öğrenci gönderdi. Nihayet 1842’de bağımsızlık ilan edildi; Cizre
başkent oldu. Bayrak çekildi, Kürt liderler Bedirhan hükümetini
destekleyeceklerine ve koruyacaklarına dair and içtiler.
Alman subayı Helmut von Moltke'nin kaleme aldığı kitabında Evrex Kalesi
(Graf von Moltke, Ausgewählte Werke, Berlin 1925)
Süreç Kürt çoğrafyasının Osmanlı İmparatorluğu’nda ayrılması
doğrultusunda gelişiyordu. Bu da İstanbul’un yanı sıra Avrupa
devletlerini ürkütüyordu. Batlı misyonerlerin teşvikiyle dostça ilişkiler
içinde Asuriler’le Bedirhanlar arasında çelişki yaratılmakta
gecikilmedi ve bu noktadan propagandayı geliştiren Batılı devletlerin
sultan üzerindeki baskıları, Osmanlı yöneticileri Bedirhan Bey’e
karşı hareket etmeye teşvik etti. Mareşal Hafız Paşa, görüşmeler yoluyla
Bedirhan Bey’i Osmanlı hakimiyetini tanımasını sağlamakla
görevlendirildi. Osmanlı paşaları, sultanın hakimeyitini tanımaları için
Kürt Beylerine hediyeler yolluyorlar, ziyaret ediyorlardı. Ama tüm bu
çabalar sonuçsuz kaldı. Osmanlı birlikleri Haziran 1841’de üç koldan
Bedirhan Bey’e karşı saldırıya geçtiler. Harput, Urfa, Diyarbekir,
Erzurum, Bağdat ve Musul bölgelerinde bulunan askeri güçler de bu taarruza
katıldı. Bedirhan Bey’in kuvvetleri Osmanlılar’ın sayıca
üstünlüğüne rağmen ilk çatışmayı kazandılar. Ne var ki önemli komutanı ve
yeğeni olan Yezdan Şer’in ihaneti sonunda Bedirhan Bey küçük bir
güçle Evrex Kalesi’ne çekilmek zorunda kaldı. Müttefik aşiretlerin
yardıma gelememesi ve Osmanlı ordularının sayıca üstünlüğü, Bedirhan
Bey’in görüşme ve antlaşma talebinde bulunmasına neden oldu. 27
Temmuz 1847’de Osmanlı yönetimine teslim oldu. Bedirhan Bey ve Ailesi
önce İstanbul’a daha sonra da Girit Adası’na sürgüne
gönderildi. Son yıllarını Şam’da geçiren Bedirhan Bey, 1868’de
burada öldü. Ancak Bedirhan ailesi, uzun süre Kürt tarihinde iz bırakmaya
devam etti.
POSTED BY YALANNAME AT 13:07 0 COMMENTS
Ebu Abdullah Şa Baz Bin Dostik
Harputtaki Kürt aşiretlerinden Dostkî’lere mensup Ebu Abdullah Şa Baz
Bin Dostik tarafından 981 yılında Meya Farqin’de (Diyarbekir-Sîlwan)
kurulan Merwanî Kürt Devleti’nin varlığına, 1085′te Selçuklu
Emîri Melikşah tarafından son verildi.
990 yılında Hamdanîlerle yapılan bir savaşta Baz ölünce, yerine yeğeni,
Merwan’ın oğlu Ali Hasan geçti. Babasına atfen, devlet Merwanî olarak
adlandırıldı. Devletin egemenlik alanı kısa bir sürede gelişti. Güneyde
Cudî eteklerinden başlayıp Cizre ve Hasankeyf’e, batıda Harput,
kuzeyde Malazgirt ve doğuda Hakkâri’ye kadar uzandı. Çoğu tarihçiye
göre, Merwanîlerin zenginliğine göz koyan Melikşah, devletin
hükümdarlarından Nasır Nizam El-Dewle’ye memleketi paylaşma
teklifinde bulundu; fakat bu teklif reddedilince, Melikşah veziri
Fahrüldevle yönetiminde büyük bir ordu göndererek Diyarbakır ve
Silvan’ı ele geçirirerek hazinedeki 1 milyon altına el koydu. Mervanî
ailesini de Bağdat’ın kuzeyinde bulunan Harbe köyüne sürgüne
gönderdi.
Merwanîler döneminde Kurdistan’da birçok cami, medrese, kervansaray,
köprü, hamam, su kanalı yapıldı. Meyafarqîn bu dönemde büyük bir ticaret
merkezi haline geldi. Emir Ebu Nasr döneminde kültürel ve edebî çalışmalara
önem verildi. Devlete sığınan şairler ve bilim adamları himaye edildi. Bu
nedenle El Dela, Tihamî, Ebu Riza, Siman El Hotaci gibi birçok yerli ve
yabancı şair, şiirlerinde Emir Ebu Nasr’dan övgü ile söz ederler.
POSTED BY YALANNAME AT 13:00 0 COMMENTS
THURSDAY, 17 DECEMBER 2009
Kur, KRD, Kurda, Gorduene, Kurdî-stan, Kurd-states
1991 yılında Tiflis yakınlarındaki, Dmanisi de bulunan 1,8 milyon yıllık
olduğu anlaşılan 6 iskeleti saymazsak, Şanidar da bulunan Neanderthaler
iskeleti ( yetişkin bir erkek) 75 000 yılıyla bu bölgede bulunan en eski
kalıntı. / Colombia-University of New York/. Araştirmayi yürüten Ralf
Solecki iskelet’in bilinçli bir şekilde gömülmüş olmasının, sosyal
bir yaşantıya işaret ettiğini belirtiyor.
Arkeolojik kazılar Dağ-Halkları kültürlerinin kalıntılarını ortaya çikardi.
Yaklaşık 50.000 ile 40.000 yil öncesine dayanan kalıntılar, Kuşunci,
Şanîdar ve Hezarmerd mağaralarında bulundu. Behistun mağarasında bulunan
yabani hayvan ve yabani at kemiklerinin o dönemde avcılık yapıldığına
işaret ediyor.
Bizim asıl atalarımız olan Homo Sapiens Sapiens, yaklaşık 35 000 ve 30 000
bin yıl önce yaşadığımız yerlere yayılmış. Bradost-Kültürü denen bir yaşam
biçimininin kalıntıları Şanidar, Garê-Har ve Kermanşah yakınlarındakı
Varvacî mağaralarına bulundu. Avcılık ve Bitki ve kök ile beslenen Sapiens,
28.00 ile 14.000 arası değişen iklim koşullarına yaşam biçimini
uyduralgeldi.
M.Ö. 14.000 döneminde iklimin ısınmasıyla insanlar ve hayvanlar daha
yükseklerde yaşam alanları buldular. M.Ö. 9.000 yillarından sonraları
mağaraları ise mezarlık olarak kullandılar
Der Spiegel dergisi, Urfa/Edesa/Ruha yakınlarindaki Göbekli Tepe’yi
kapak konusu yapınca, dünya gözlerini şimdiye kadar keşfedilen en eski
şehir’ e çevirdi. 12.000 yıl öncesine dayanan kalıntılar Hem Jericho
-11.000 yıl hemde Çatalhöyük’ten 9.000 yıl - daha eski. Prehistoriker
ve Arkeoleog Klaus Schmidt’in yıllardır bıkmadan yaptığı kazılarda
dinsel anıt’lar ve yerleşik-yaşam izleri buldu.
Aynı konuda Almanya’nın ikinci kanalı ZDF nin yayınladığı
„Dökümentasyonda eski ve yeni Ahit“’ten yola çıkarak
Cennetin yerini, kitaplardaki tarifleri ve yerlerin adlarını kullanarak,
Kurdistanda aramaya çıkıyorlar. Bilimadamlarının verileri onları Van Gölü
güneylerine getiriyor ve orada bitiyor. Buralarda bie yerde ama nerede?
Diyor araştırmacılar.
Neden Musevi ve Isevi kaynaklar Kuzey Mezopotamya’yı bu kadar
önemsiyor?
Hz. Ibrahim Urfa’dan Kaanan ülkesine yola çikığı için mi?
Nuh’un gemisi Agırî/ağrı dağının tepesinde karaya oturduğu için
mi?
Şırnak’ in Şehrı-Nuh adını yahudulerden mi aldı?
Prens Charles Kürdistan’da nereyi ziyaret etti, neden?
Arbela/Erbil/Hewler adı Adiabene krallığını kuran yahudilerden mi kaldi? O
zaman başkent/payıtaht olan Arbela bugünde Güney Kurdistan’ın da
başkenti oldu.
Sorular çok ama biz konumuza geri dönelim.
Nawaliçori Urfa-Fırat bölgesinde yapılan kazılarda artaya çıkan 5 cm
yöksekliğinde yaklaşık 500-600° C- derecede pişirilmiş heykelciklerin 8.000
yıl öncesine ait olduğu ortaya çıktı.
Kırman-şah yakınlarındakı Ganşh-Dareh bölgesinde ev hayvanları izleri
ortaya çıkarıldı. M.Ö. 8. 7. dönemine ait olan kalıntılar, yapılarda,
taş’in yanında kelpiç’ de kullanilmiş. Seramik kalıntıları
yanında tahıl ambarlarının olması ekim yapıldığını göstermektedir.
Bununla birlikte en eski Çiftlik denebilecek yapılar yine
Kurdistan’da bulunmuştur. Kirkuk’un kuzeyinde ki
Carmo/Jarmo/Qalat Carmo da yapılan kazılar en eski buğday’ın izlerini
ortaya çıkarmıştır. Chicago Universitesinden Robert John Braidwood ve eşi
Linda M.Ö. 7.500 yılına ait olduğunu belirrttikkleri kalıntılarda, ev
hayvanlarının izlerini buldular. Çavdar, buğday, mercimek, araka,
culbe’ ekimi yapıldığı da ortaya çıkarıldı.
6.750 yıllarına ait seramik kalıntıları yanında kemik-kaşıklarda
bulunmuştur. Hayvan yünlerini işleyen Carmolular yiyeceklerini taş
tabaklarda koymuslar. Domuz, Keçi, Koyun, ve Köpek evcilleştirmişler.
Fasulye, Mercimek çeşitleri, Ceviz, Çam fistığı ve palamutu yiyecek olarak
kullanmışlar.
Braidwood Carmo’yu gelecek te şehir kültürlerine prototyp- önörnek
olarak gösteriyor.
M.Ö 7.550 – 6.800 yıllarında Diyar-bakir/Amida/Amed
Dıyarbakır’ın kuzeybatısındaki Koyuncu tepesindeki kazılarda 5 katman
artaya çıkarılmış.7.500 ve 6.800 arasına tekabül eden bu katmanların ilk
ikisinde bir Köpeğin kalıntıları, Fındık ve bir çeşit fasulye bulundu. Üst
katmanlarda keçi ve koyun izlerine rastlanıldı ama avlanılmış yabani hayvan
izleri de ortaya çıkarıldı.
Bir üst katmanda seramik izlerine ve testi/destî/Kûz ile birlikte bakır
(diyar-bakır izlerine rastlanıldı. Bakırdan boncuklar ve iğneler bulundu.
En üst katmanda ise bir atölye ye ortaya çıkarıldı.
7.000- 4.000 yıllarında Sîncar Ovası
Magsaliyada ki kazılarda ise köşeli/kare evlere rastlanılmiş. Temeli
taştan, duvarları kelpiçten evlerin tabanlarıda ince taşlarla döşenmiş.
Kileri ve ısıtma olanakları olan bu evlerin bazıları 100 metrekare.
Kul-Tepe kazılarında ise fırınlanmış ve dekore edilmiş seramiklere
rastlanmıştır. Kul-tepe’de ilk tahıl ambarlama ve satma izleri ortaya
çıktı. Avcılıkta kullanılan aletler çok az bulunduğundan daha çok tarımdan
geçindikleri varsayılıyor.
Işte bu dönem şehirleşmenin baslama tarihi olarak tespit ediliyor.
Kürdçe’nin Nord-Kurmanci/Kuzey Kurdmancisi bu döneme kadar kök
saldığı ortaya çıkmış. Bugün kü Iran/Fars etkisi altına girmeden once,
Nord-Kurmanci’nin Kurdistan bölgesinde yassayan halkların konuştuğu
dillerin parçalarından oluşmuş ve bunların köklerinin izlerini ortaya
koyabiliyor bilim adamları.
M.Ö. 4.000 ile 3.000 Mezo-potamia ve Kürdlerin Tarihte ilk yazılı
anılışı.
Sümerler mezopotamya da Ur, Uruk, Kiş, Lagaş ve Nippur şehirlerini kurdular
ve ilk defa yazıyı kullandılar. Güneştanrısı Kral Shin-Su yazıtlarda Kur
ülkesini yendiğini söyler. T Sümercede KUR Kuzey Mesopotamyayı tarif eder;
Dağlık Bölge, Dağ Halkları anlamına gelir. Kürdçede halen kuzey’e
bakûr denir.
Daha sonra eski ve yeni ahitte bu bölgede yaşayan halklardan bahsedilir.
Yukarıda değinmiştim, bu verilerden yola çıkarak cennet’i Kurdistanda
aramaya geldiler araştırmacılar.
2.350 ile 2.100 arası Akadkalar.
Akadlar döneminde Kur kelimesi Kurdu ve Karda diye anıldı. Savaşçı, güçlü
ve Kahraman olarak anlam verildi. Yine bugün Kürdçede Xurt, güçlü ve xort
genç demek. Daha sonraki dönemlerde kürdler için savaşçı halk anlamına
gelen Kurden adı kullanılmış.
Yine Asur Kralı Tiglat-pilester I, Van gölü güneyinda yaşayan
Kurti/Qurti’leri nasıl yendiğini yazıtlarında anlatıyor. Azu
Dağı’nın / Hızan Dağı/ bölgesinde Kurti Beglerinin yaşadığı bölgeyi
kendine biat ettirdiğini anlatıyor yazitlar.
Asurların ve Hz. Isa’nın dili olan Aramice bizim yaşadığımız bölgede
yaklasık 400 yil geçerli dil oldu.
Asurluların hebrew/yahudi köklere, Urartuların Ermeni köklere yakın olduğu
bilinir. Ermeni tarihinde Urartu’nun bir parçası olan Nairi ler
ermeni olarak geçer. Ama bu Nairi’ler yakın tarihte Nehriler olarak
Kürd isyanlarından birini yapmışlardır. Bir akrabalik sözkonusu mu? Evet,
genetik olarak Yahudilerle birlikte Ermenilerlede genetik bir yakın
akrabalık var.
*********
Churriler/hurriler’ Krallığını ve Mittanni Krallığını Kürdlermi
kurdu?
Medler Kürdlerin ataları mı dır?
Kommagene Krallığında Kürd katkısı nedir?
Ferdinand Hennerbichler bu konuya, bize göre, tam tersinden bakıyor ve
diyorki, Kürdlerin kökenleri ile ilgili son bilgiler, o bölgede şimdiye
kadar varolagelmiş halklar ve dillerin karışmış halidir. Bugünkü Kürdler bu
karışımın en üst tabakası. Kurdmanci de irani diller öncesi birçok iz
olduğunu söylüyor Hennbichler ve devam ediyor; dil olarak bugün Irani
dillere akraba Kürdler ama, son genetik araştırmalar Yahudilerin en yakın
genetik akrabasının Kürdler olduğunun kanıtlandığını söylüyor. Aynı kökten
gelmeseler bile Kürdler ve Yahudiler çok uzun zaman birlikte medeniyetler
kurdular. Diyor. Yani Kürdler tek bir halkın adı değil o bölgede yaşayan
bütün halkların genel adı.
Biz Bedirhan ailesi ve Barzani ailesi için yahudi dendiğini biliyoruz ama
bu yeni araştırma sonuçları saşırtıcı. Gerçi tarihte Babylon Kralı
Nebukadnedzar ile başlayan, Yahudi deportasyonlarının Kurdistana
yaopıldığını biliyoruz.
Kısacası bildiğimizden daha derin, detaylı ve karışık, bir tarihimiz var.
Her yeni arkeolojik kazı bizim tarihi bilgilerimizi yeniden yenilememizi
gerektirecek. Hem zaman-tarihi, hem dil-tarihi hemde din-tarihi
açısından.
Kuzeyli, dağ ülkesi, dağ ülkesi halkları, güçlü, savaşçı….. anlamına
gelen halklarımızın adı 4.000 yıldan bu yana kısaca şöyle gelişmiş:
Sümerler, Kur, KRD
Akadlar, Kurdu, Kardu, Qurdu Qardu, Quti, Guti
Asurlar, Kurti, Qurti, Quti, Guti
Hititler, Gurda,
babylonlular Kurda, Qurda
Nuhun Peygamber döneminde dünyanın sular altında kalma destanında: Kardu,
Qardu
Yahudiler/Ibraniler, K(w)urd
Ermeniler (700.600).M.Ö. Kurt(ukh)
Eski Persler, Kurd, Gurd
Greekler 400.M.Ö. Kyrti-oi, /ülkesi kurdu-chi/ kardu-choi
Romalılar, Cutri, Cyrti-i ülkesi Kardu-chos, Cardu-chi, Kardienon
Araplar, Kurd, ülkesi Kardu
Türkler, Kürt, diye adlandırmiş bu bölge insanını.
Sümerce köklü Kurd ile farsça stan -ülke, toprak-, birleşmiş olabilir mi?
Yada kurd- stend yani standin/ almak, ele geçirmek(kurdî) ile birlesmis
olabilir. Yani Kürdlerin aldığı yer.
Dr Ferdinand Hennerbichler’in die Herkunft von Kurden çalışması bizim
bilmediğimiz daha birçok şaşırtıcı bilgiyle taniştırıyor. Internet
versionu, kaynak adresleriyle birlikte, Almanca ve Ingilizce,
http://www.fhe.ç/html/Die-Herkunft-von-Kurden.pdf, adresinde.
Filoloji, arkeoloji, tarih ve genetik bilim’ in en son bilgileri ile
donanmış bu eser kafamızdaki birçok soruya cevap veriyor.
Ozcan Kaplan
POSTED BY YALANNAME AT 04:27 0 COMMENTS
Bir Yüzyılın Kürt Ayaklanmaları [20. Yüzyıl]
19. yüzyıl dünya dengelerinin değiştiği ve haritaların uzun bir aradan
sonra değişmeye başladığı bir yüzyıl oldu. 20. yüzyılın ilk çeyreği
özellikle, Kürtlerin de bulunduğu Ortadoğu’yu değiştirdi ve Osmanlı
gibi büyük devletler küçük ülkelere bölündü. Sadece Ortadoğu’da 28
yeni ülkenin kurulduğu bu yüzyılda birçok halk gibi Kürtler de
bağımsızlıkları için çeşitli ayaklanmalara başvurdular. Birinci Dünya
Savaşı sonrası gelişen politik ve diplomatik süreçte düşündükleri
kazanımları elde edemeyen Kürtler, bir yüzyıl boyunca mücadele etmekten de
geri durmadılar. Coğrafyaları resmî olarak dört parçaya bölünen ve kimi
zaman otonomik haklar elde eden Kürtler, 1900′lerin ilk yarısında
kısa ömürlü de olsa bir Kürt Cumhuriyeti kurmayı başardılar.
21. yüzyılın ilk yıllarında federal bir Kürt bölgesinin inşaası da bu
temeller üzerinden gelişti ve Kürtler, böylelikle dünya dengeleri
içerisinde belirleyici bir unsur haline geldiler. Birinci Dünya Savaşı,
İkinci Dünya Savaşı, Iran-Irak Savaşı, I. Körfez Savaşı, Rusyanın dağılması
ve II. Körfez Savaşı gibi büyük dönemeçler geçiren Kürt halkının bu
yüzyılda geçirmiş olduğu savaş ve başkaldırılarda yaklaşık iki buçuk milyon
kayıp verdiği sanılmakta.
(19. yüzyılın Kürt isyanları için tıklayın)
1900 ile 2000 yılları arasında Kürt tarihi araştırmacıları tarafından kabul
edilen Kürt ayaklanmaları şunlardır:
1905 – Bitlis-Bayezid Ayaklanması
1906 – Bişarê Çeto Ayaklanması
1907-1909 – Dersîm Direnişleri
1908 – Hemawendî Ayaklanması
1909 – Silêmanî Ayaklanması
1913 – Mele Selîm ve Şêx Şehabettîn Ayaklanması
1914 – Barzan Ayaklanması
Barzan Ayaklanması lideri Abdülselam Barzanî, İttihat ve Terakki
yönetimine
karşı ayaklandı ve Kürt haklarının tanınmasını istedi (1908-1914).
1919 – Simko (İsmail Ağa) Ayaklanması (1922’ye kadar 3 kez)
24 Nisan 1919 – Uludere Goyî Aşireti Ayaklanması
11 Mayıs 1919 – Elîyê Batê Ayaklanması
21 Mayıs 1919 – I. Berzencî Ayaklanması
27 Eylül 1919 – Kürdoğlu Musa Bey Direnişi (Konya)
Simko Axa, 1919-1930 yılları arasında İran, Rusya, Azerbaycan ve Türkiye
gibi
ülkeleri çokça uğraştırdı. Meşhur Mahabad saldırısında 600 İran
jandarması
öldürmüş ve fotoğraftaki misyonerleri esir almıştı (1921).
1920 – Şivan Xudo İsyanı
1 Haziran-8 Eylülü 1920 – Milli Aşireti Ayaklanması
20 Mayıs 1920 – Cemilê Çeto Ayaklanması
6 Mart 1921 – Koçgirî Ayaklanması
3 Nisan 1923 – II. Berzencî Ayaklanması
4 Eylül 1924 – Beytüşşebab Ayaklanması
13 Şubat 1925 – Şeyh Said Ayaklanması
Piranlı Şeyh Said 1925 yılında başlattığı ve kendi adıyla anılan Kürt
isyanıyla
Türkiye’nin Kürtlere bakış açısını ve bu ülkenin kaderini
belirledi.
10 Haziran 1925 – Nehrî Direnişi
7 Ağustos 1925 – Reşkotan ve Raman Direnişi
1926 – Serdar Reşid Ayaklanması (Rewanser - Doğu Kurdistan)
21 Ocak 1926 – Hazro Direnişi
21 Ocak 1926 – Mala Haco Ayaklanması (Nusaybin)
‘Fevkalade Kumandan İhsan Nuri’ Ağrı Ayaklanmasının
başkumandanıydı.(1929)
16 Mart 1926 – I. Ağrı Ayaklanması
7 Ekim 1926 – Koçuşağı Ayaklanması
26 Mayıs 1927 – Mutkî Direnişi
13 Eylül 1927 – II. Ağrı Ayaklanması
7 Ekim 1927 – Bicar Direnişi
1928 – Sason - Pervari ve Kozluk Ayaklanmaları
6 Temmuz 1929 – Asî Resûl Ayaklanması
20 Eylül 1929 – Tendürek Direnişi
26 Mayıs 1930 – Savur Direnişi
20 Haziran 1930 – Zilan Ayaklanması
21 Temmuz 1930 – Oramar Ayaklanması
7 Temmuz 1930 – III. Ağrı Ayaklanması
24 Ekim 1930 – Pülümür Ayaklanması
Şeyh Mahmud Berzencî 1919-1930 yılları arasında birkaç kez başkaldırdı
ve
Güney Kürdistan Hükümeti’nin kurdu. Yeşil üzerine kırmızı güneş ve
beyaz ay
figürlerini taşıyan bayrak bu yıllar arasında Kürdistan bayrağı olarak
kullanıldı.
4 Kasım 1930 – III. Berzencî Ayaklanması
Kasım 1931 – Şêx Ehmed Barzanî Ayaklanması
21 Mart 1937 – Dersîm Ayaklanması
2 Mayıs 1941 – Reşîd Ali Geylanî Direnişi
1943 – I. Mele Mustafa Barzanî Ayaklanması
Ölümsüz lider Mustafa Barzanî hayatı boyunca özgür bir Kürdistan için
çalıştı.
1943 ve 1961′de ayaklandı. (Kürt lider ve peşmergelerle birlikte -
1946)
1945-1946 – Mahabad Ayaklanması
11 Eylül 1961 – II. Mele Mustafa Barzanî Ayaklanması
16 Mart 1979 – Komela Ayaklanması
15 Ağustos 1984 - Partîya Karkerên Kurdistan Ayaklanması
7 Nisan 1989 - Laçin Kürdistanı - Wekil Mustafayew Ayaklanması
1989 yılında SSCB’nin dağılmaya başlaması üzerine 1923′te ilan
edilmiş olan,
Kurdistana Sor (Kızıl Kürdistan) için yeniden girişimde bulunan Wekîl
Mustafayev (Wekîlê Misto),
Kürt Direniş Hareketi’nin başkanıydı ve başkent Laçin’de ilan
ettiği Laçin Kürdistanı
kısa bir süre sonra Türkiye, İran, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ortak
girişimiyle ortadan kaldırıldı.
7 Mart 1991 - I. Güney Kürdistan Ayaklanması
4 Ekim 1992 - II. Güney Kürdistan Ayaklanması
POSTED BY YALANNAME AT 04:16 0 COMMENTS
Bir Yüzyılın Kürt Ayaklanmaları [19. Yüzyıl]
Babanzade Abdurrahman Paşa'yı gösteren bir gravür (1806).
1500′lü yılların ilk çeyreğinde büyük bir kısmı Osmanlı idaresine
geçen Kürdistan’ın, geriye kalanı Safevilerin eğemenliği altındaydı.
Kürtlerin her iki tarafta da özerk hakimiyet hakkına sahip Kürt emirleri
tarafından yönetilmesi bir süreliğine de olsa Kürtlerin milli iradelerinin
ortaya çıkması önünde bir engel teşkil etmişti. Osmanlı ve Safeviler
arasındaki çekişmelerin genel itibariyle Kürdistan’da vukuu bulması,
çoğu kez bu savaşta taraf bile olmayan Kürtlerin coğrayfasını bir harabeye
çevirirken, birçok Kürt aşiretinin yerinin değiştirilmesine ve zamanla
asimile edilmesine de sebep oldu.
1639′da Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla resmen vatanları iki parçaya
bölünen Kürtler arasında 17. ve 18. yüzyılda kimilerini saymazsak daha çok
dinsel ve ekonomik bölgesel başkaldırılara rastlanırken 19. yüzyıl millî
Kürt ayaklanmalarının başladığı bir yüzyıl oldu. 1806′da
Sûleymanîye’de patlak veren Kürt başkaldırıları kısa bir süre sonra
Alevî ve Yezidî Kürt merkezlerine de sıçrayacak ve neredeyse bir yüz yıl
boyunca Kürdistan’ın çeşitli bölgelerinde tekrar tekrar ortaya
çıkacaktı. Büyük bir kısmı sadece çatışma olmayan, hükümet kurma ve
teşkilatlanma gibi sonuçları da olan bu ayaklanmalar, aynı zamanda Kürt
soykırımları ve asimilasyonuna da sebebiyet verecekti.
Osmanlı sultanı II. Mahmud’un merkezileştirme politikasına karşı bir
reaksiyon olarak ortaya çıkan ve Osmanlı’nın çöküşünü de hızlandıran
bu başkaldırıların en önemlilerinin neredeyse bütün Kürdistan’ı
kapsıyor olması ve millî unsurlar barındırması, Fransız İhtilali’nin
Kürdistan üzerindeki etkisinin birer yansıması gibi. 1840′ların
başında Bedirxan Beg Başkaldırısı ile ortaya atılan ve Şêx Ubeydullahê
Nehrî’nin önderliğini yürüttüğü 1880′deki ayaklanma ile
olgunlaşan Kürdistan’ın bağımsız devlet olma fikri sonraki
yüzyıllarda da etkiye sahip oldu ve modern Kürt milliyetperverliği için
birer model oluşturdular.
1800 ile 1900 yılları arasında Kürt tarihi araştırmacıları tarafından kabul
edilen ayaklanmalar şunlardır:
1806 - 1808 - Babanzade Abdurrahman Paşa Başkaldırısı /
Süleymaniye’den başlayarak Güney Kürdistan’da yayıldı ve bu
bölge üzerinde etkili oldu.
1812 - Babanzade Ahmet Paşa Başkaldırısı / Süleymaniye’deki bu
ayaklanma II. Babanzade Ayaklanması olarak da adlandırılmaktadır. Ahmet
Paşa’nın idamıyla sonuçlanmıştır.
1818 - 1820 Zaza Aşiretleri Başkaldırısı / Dersim ve çevresinde etkili
oldu. Yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı bölgede hakimiyet sağlayamadı.
1830 - 1833 Yezidi Kürtleri Başkaldırısı / Rewanduz’da başlayan
ayaklanma kısa sürede Hakkari ve çevresine yayıldı.
1832 - 1833 Mir Muhammedê Kor Başkaldırısı / 1810′larda temelleri
atılan bu başkaldırı 1832′de patlak verdi Soran, Hewler, Musul ve
Şirwan gibi bölgelerde etkili oldu. 16 yıl hüküm süren Soran Kürdistan
Prensliği‘nin kurulmasını sağladı.
1838 - I. Xan Mehmûd Başkaldırısı / Müküs Emîri Han Mahmud‘un ilk
isyanı Van ve çevresinde büyük bir etkiye sahip oldu ve Kürt emirlikleri
arasında bazı birleşme çalışmalarının yapılmasını sağladı.
1839 - Xerzan Başkaldırısı /Diyarbakır, Mardin ve Siirt çevrelerinde etkili
olan bu başkaldırı Osmanlıya asker ve vergi vermeyi reddeden Garzan
Aşiretleri tarafından başlatıldı ve kısa sürede bir çok bölgeye sıçradı.
Hafız Paşa tarafından kanlı bir şekilde bastırılan ayaklanma 214 gün
sürmüştü.
1842-1847 - II. Xan Mehmûd İsyanı / Daha önce de başkıldıran Han
Mahmud’un sürgünden döndükten sonra başlattığı ayaklanmadır.
Sonraları Bedirxan Beg Başkaldırısı ile birleşmiş ve Osmanlı’nın
bölgedeki güçlerini yok etmeye yönelik bir ayaklanma olmuştur.
1843 - 1847 - Bedirxan Beg Başkaldırısı / Cizre’den başlayan bu
ayaklanma Kürtlerin en gelişmiş bağımsızlık denemelerinden biriydi ve
öncesinde Botan Kürdistan Hükümeti kurulmuştu.
1855 - Yezdan İzzettin Şêr Başkaldırısı / Bitlis’te başlayan bu
başkaldırı daha önce Bedirxan Beg Başkaldırısı’nı sekteye uğratan
Yezdan Şêr tarafından başlatıldı ve kısa sürede bastırıldı.
1877 - 1878 - Bedirxan Osman Paşa Başkaldırısı / Cizre ve Midyat’ta
etkili olan bu başkaldırı Osmanlı-Rus savaşında bir Osmanlı paşası olan
Bedîrxanî Osman Paşa’nın bölgeye gitmesi ve Kürtlerin içinde
bulunduğu durumu görmesi üzerine başlamıştır. Kanlı bir şekilde bastırılan
isyan sonrası Osman Paşa idam edilmiştir.
1880-1881 - Şeyh Ubeydullahê Nehrî Başkaldırısı / Şemdinli merkezli
başkaldırı, en geniş katılımlı Kürt isyanıydı. Önceleri İran’a karşı
başlatıldıysa da Osmanlı’nın İran tarafında yer alması sonucu
Osmanlıya yöneldi ve neredeyse bütün Kürdistan coğrafyasında etkili oldu.
Kürt millî ideolojisinin de babası kabul edilen Ubeydullahê Nehrî, Seyit
Taha’nın oğlu, Osmanlı Şurayı Devlet Reisi ve Kürt Teali
Cemiyeti’nin başkanı Seyit Abdülkadir’in babasıydı.
1889 - Emin Ali Bedirhan İsyanı / Erzincan’dan başlayan bu isyan kısa
sürede Bayburt’a kadar Kürdistan’ın kuzeyini sardıysa da kısa
sürede bastırıldı.)
POSTED BY YALANNAME AT 04:14 0 COMMENTS
LABELS: COGRAFYA, KURDİSTAN, TARİH
80 yıllık Kürt Politikası: İlhak, İmha, Asimilasyon ve şeyh said isyanı
isyan Bastırıldı, Zulüm Baki Kaldı
Önceki bölümün son paragrafını hatırlatarak başlayalım bu bölüme:
"Cumhuriyet sonrası gelişen ilk büyük Kürt ayaklanması olan Şeyh Sait
İsyanı, Kemalist iktidarın Kürtler karşısında izleyeceği politikanın en
keskin biçimde ortaya çıkmasını sağlayacak ve 80 yıl boyunca izlenecek
politikalar bu dönemde şekillenecekti..."
Bu anlamda, bu bölümde ele alacağımız yasa ve politikalar ve katliamlar,
etkisini 80 yıl boyunca sürdürecek olaylardır.
Fiilen 1925'te başlayan Şeyh Sait İsyanı'nın fikri hazırlıkları esas olarak
1920'ye kadar uzanır. Hazırlıklar, 1923'te somut bir örgütlülüğe dönüştü;
gizlilik temelinde çalışan Kürt örgütleri 1923'ün Mayıs'ında birleşerek
"Kürdistan İstiklal Cemiyeti"ni (Azadi) kurdular.
Azad gizliliği esas alıyordu. Beş kişiden oluşan hücreler şeklinde
örgütlenmişti. Cemiyet'in başkanı Albay Cibranlı Halit Bey'di. Azadi
Cemiyeti Elazığ, Bitlis, Diyarbakır, Urfa, Siirt, Darahini ve bunların yanı
sıra daha birçok yerde örgütlenmeyi başardı. Cemiyet, ordu içinde de
örgütlenmeler yaratmaya çalıştı.
Cibranlı Halit Bey, yürüttüğü çalışmalarla önemli aşiret liderleriyle ve
Kürt halkı üzerinde etkinliği bulunan şeyhlerle ilişki kurdu. Cemiyet Şeyh
Sait'le de ilişki geliştirmekle özel olarak ilgilenmişti. Çünkü Şeyh Sait
etkin bir nüfuza ve büyük bir servete sahipti.
1924 yılı başında cemiyetin organizasyonuyla yapılan toplantılarda, "Kürt
aşiretlerinin silahlandırılması ve Milletler Cemiyeti'ne Suriye
aracılığıyla Kürtler'e yardım edilmesini isteyen bir mesaj gönderilmesi"
kararlaştırıldı.
Ayaklanma hazırlıkları tüm hızıyla sürürken, çeşitli aşiretlerin
bildirmesiyle Ankara Hükümeti de harekete geçti. Mustafa Kemal'in verdiği
emirle, örgütlenmeyi gerçekleştiren Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey
1924 Ekim'inde yakalanarak Bitlis'e götürüldüler. Bu tutuklamaların
ardından Erzurum Kongresi üyelerinden ve şimdi isyan safında olan Hacı Musa
Bey de tutuklandı.
Tutuklamalardan sonra Şeyh Sait, Azadi Cemiyeti'nin başkanlığına seçildi.
Cemiyet ayaklanarak tutuklanan Kürt yöneticileri kurtarma kararı aldıysa
da, Kemalist iktidar elini daha çabuk tuttu. 1925 Mart'ında Yusuf Ziya Bey
asılarak, Cibranlı Halit Bey ise kurşuna dizilerek öldürüldüler.
Şeyh Sait'in oğlu Ali Rıza, ayaklanma hazırlığı için 1924 Kasım'ında
Halep'e gitmiş ve orada Türkiye, Suriye ve Irak'tan çok sayıda Kürt
temsilcisinin katıldığı bir kongre yapılmıştı. Kongrede ayaklanma kararı
alındı ve ayaklanma için Newroz Bayramı olan 21 Mart 1925 günü
kararlaştırıldı.
Bu sırada Türkiye'de birçok bölgede Kürtler'e yönelen baskılar nedeniyle
hoşnutsuzluk had safhadaydı. Bu bölgelerin başındaysa Dersim gelmekteydi.
Ancak çeşitli görüş ayrılıkları ve bazı Dersim aşiretlerinin Kemalist
iktidardan beklentileri nedeniyle, Dersim aşiretleri Şeyh Sait Ayaklanması
içerisinde yeralmayacaklardı.
İsyan zamanından önce
başlıyor
Cumhuriyet'ten sonra Kürt halkındaki hoşnutsuzluk o kadar yaygınlaşmıştı
ki, köy köy, kasaba kasaba gezen Şeyh Sait'in her gittiği yerde, yanında,
yüzlerce silahlı insan toplanıyordu.
Şeyh Sait, bu gezilerin birinde, 5 Şubat 1925'te yanındaki yüzlerce silahlı
atlı ve birçok aşiret reisiyle kardeşi Abdurrahim'in Ergani Kazası Piran
Köyü'nde bulunan evine geldi. Şeyh Sait'in köye gelişinden 3 gün sonra bir
ordu müfrezesi Şeyh Sait'in yanında bulunan bazı Kürtler'in arandığını ve
bunların kendilerine teslimini istedi.
Ayaklanmanın zamansız bir şekilde başlamasını istemeyen Şeyh Sait, bu
isteği "buraya beraber geldik ve onlar arkadaşımızdır. Sizden ricam, ben
burada olduğum sürece onlara herhangi bir kötülük etmemenizdir. Ben buradan
çıktıktan sonra istediğinizi yapmakta serbestsiniz" (M. Toker Şeyh Sait ve
isyanı syf. 37) diyerek cevapladı. Müfrezenin başında bulunan üsteğmen
Hasan Hüsnü Efendi arananların teslim edilmesinde ısrarcı olunca çatışma
başladı. Çatışma sonucunda bir subay, iki er öldürülürken, müfrezeden sağ
kalanlar tutsak edildi. Bu çatışma ayaklanmanın hesaplanandan önce
başlamasının da nedeni oldu. Piran'daki çatışmayı duyan Şeyh Sait'in
kardeşi Şeyh Tahir 10 Şubat'ta Lice Postanesi'ne el koydu. Bu gelişmeler
karşısında Şeyh Sait'e ayaklanmayı yaymaktan başka çare kalmıyordu. Ok
yaydan çıkmıştı.
14 Şubat'ta Şeyh Sait, sayıları 10 bini bulan adamıyla birlikte Genç
şehrini ele geçirdi. Buradaki vali ve diğer hükümet yetkililerini
tutukladı. Ayaklanmacılar ilk yasalarını çıkararak Genç'i "Kürdistan'ın
geçici başkenti" ilan ettiler. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar, Genç
şehrine gönderilmeye başlandı.
Ayaklanmacılar ayrıca bir bildiri yayınlayarak, "ağır ve menfur öşür
vergisinin ortadan kaldırıldığını" ilan edip, halkı, ayaklanmacılara besin
maddesi temin etmeye çağırdılar. Bu önemli girişim, büyük bir bölümü silah
elde Kemalist iktidarın ulusal ve ekonomik baskısına karşı çıkan geniş
köylü kitleleri arasında ateşli destek buldu. (Celile Celil, vd., Yeni ve
Yakın Çağda Kürt Siyaset Tarihi, syf. 152)
Ancak bu gelişmelere karşın, Kürtler henüz genel bir ayaklanmaya hazır
olmaktan uzaktılar. Ansızın çakılan bu kıvılcım karşısında şaşkınlık
hakimdi. Azadi'nin pek çok şehirdeki üyeleri, "örgüt kararı ile bu kıyam
hareketinin yapıldığı ihtimalini çok uzak görüyorlardı". Bu nedenle
tereddüt içinde idiler.
Yine de Kemalistler'in her geçen gün artan baskısı, Şeyh Sait'in bölgedeki
nüfusu, bölgenin coğrafi yapısının düzenli bir ordunun hemen harekata
girişmesine engel olması gibi nedenlerden ötürü ayaklanma kısa sürede
Kürdistan'ın birçok yerine yayıldı. Şubat ayı sonunda Lice ve Hani Kürt
askeri güçleri tarafından ele geçirildi. Bu sırada Diyarbakır'ın
kuzeyindeki Tala adlı yerleşim yerinde konumlanan isyancıların sayısı 20
bini bulmuştu. 29 Şubat'ta Kürtler, Elazığ'a bağlı Maden ve Çermik'te
ayaklandı. Bu iki şehirdeki kuvvetler birleşerek Ergani'yi ele
geçirdiler.
İlerleyen Kürt isyanının önüne koyduğu hedef Diyarbakır'ın ele
geçirilmesiydi. Diyarbakır, kurulacak Kürdistan Devleti'nin başkenti
olacaktı. Bu isteğe karşın Şeyh Sait emrinde bulunan güçlerin Diyarbakır'ı
almak için yeterli olmadığını biliyordu. Bu nedenle Diyarbakır halkını
kendi yanına çekebilecek süreyi kazanmak için Diyarbakır il idarecileriyle
görüşmelere başladı. Şehrin teslim edilmesini istedi. Bu istek kabul
edilmeyince Kürt kuvvetleri Mart ayı başında çeşitli yönlerden şehre
saldırdı.
Bu başarısız saldırı sonrasında Şeyh Sait, kuvvetlerine geri çekilme
talimatı verdi. İsyancılar ilk başarılarına rağmen gün geçtikçe kan
kaybediyorlardı. Etrafları kuzeyden ve güneyden büyük askeri birlikler
tarafından sarılmıştı. Ordu karşısında tutunamayan Şeyh Sait'in kuvvetleri,
Hani vadilerine, oradan da küçük gruplara ayrılarak Palo, Genç ve Çapakçur
ormanlarına çekildiler.
Ordu birlikleri 26 Mart'ta Diyarbakır, Elazığ ve Varto üzerine güçlü bir
saldırı başlattı.
Ayaklanmanın başlangıcından kısa bir süre sonra, Ordu, isyancılara karşı
üstün duruma geçmişti. "Türk ordusunun ilerlemesinin nedenleri; Elazığ ve
diğer illerdeki kargaşalık, başıbozukluk, talan ve Kürt önderleri
arasındaki anlaşmazlıklar, onlardan ve aşiret reislerinden bazılarının
(özellikle Elazığ'daki aşiretlerin) Türk tarafına gitmeleriydi. Örneğin,
Oxha'lı aşiret reisi Necip Ağa ve Elazığ beyleri, öte yandan Dersim'in
doğusundaki Kiferan, Lolan, Abuzalan ve Soran gibi aşiretler, ... Xormik
aşireti, Türk idarecilerini destekledi". (M. Arseneviç Haretyan, vd., 1925
Kürt Ayaklanması, syf. 18-19)
3 Nisan'da Kazım Paşa komutasındaki 5. Kolordu'yla Kürtler'in yaklaşık 5
bin kişiden oluşan bir grubu arasında çarpışmalar yaşandı. Şeyh Sait'in
kuvvetleri yiğitçe direndilerse de sonuçta verdikleri kayıplar karşısında
ormanlara çekildiler. 6 Nisan günü ise hükümet kuvvetleri Şeyh Sait'in
bulunduğu Çapakçur'a girdi. Bunun üzerine Şeyh Sait yanındaki 300 atlıyla
Solhan'a çekildi. Bu sırada Karaköse'de bulunan hükümet kuvvetlerinin
Hayderan ve Ademan aşiretlerinin de yardımıyla saldırıya geçmesi karşısında
kimi aşiret güçleri İran'a geçtiler. Ancak İran hükümeti de isyancılara
saldırmakta tereddüt etmedi.
Sıkıyönetim,
olağanüstü hal,
İstiklal Mahkemeleri...
Hükümet ve basın, ayaklanmayı ilk başlarda küçük çaplı ve kısa sürede
ezilecek sıradan bir olay olarak yansıttı. Örneğin 16 Şubat 1925 tarihli
Cumhuriyet Gazetesi'ndeki kısa haberde şöyle deniyordu;
"Şubat'ın onüçüncü günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müfrezesi ile o
civara gelen Şeyh Sait Bediüzzaman ve avanesi arasında bir müsademe olmuş,
telefon ve telgraf hatları tahrip edilmiştir. Yetişen kuvvetler üzerine
Şeyh ve avanesi kaçmışlardır."
18 Şubat günü toplanan meclistede bir milletvekilinin sorusu üzerine
İçişleri Bakanı şunları söylüyordu; "Genç'te Şeyh Sait adında bir eşkiya
türemiş... Fakat hükümetin aldığı sert tedbirler, O'nu en kısa sürede
ortadan kaldıracaktır". (Behçet Cemal, Şeyh Sait isyanı, syf. 39)
Ne var ki kamuoyuna yönelik bu açıklamalar yapılırken, iktidar kapsamlı
hazırlıklar içindeydi.
22 Şubat gecesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanı
Fevzi Çakmak'ın katıldığı toplantıda ayaklanma bölgesinde sıkıyönetim ilan
edilmesi kararı alındı. Daha sonra TBMM'de onaylanan karar şöyleydi;
"Ergani ilinin bir kısmında devletin silahlı güçlerine karşı meydana gelen
silahlı ayaklanma Diyarbakır, Elazığ, Genç illerine de yayılmış ve daha da
genişlemeye elverişli görülmüş olduğundan, Genç, Muş, Ergani, Dersim,
Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van ve Hakkari illeriyle
Erzurum'un Kiği ve Hınıs ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan
edilmiştir".
25 Şubat'ta da 556 No'lu "Vatana İhanet Kanunu"nun 1. maddesinde yapılan
değişiklikle, "dini esaslar üzerine siyasi cemiyet kurmak ve siyasi
amaçlara varma doğrultusunda faaliyet yürütmek" vatan hainliği olarak
tanımlandı.
Bu arada bir kısım milletvekili de, iktidardaki Fethi Bey hükümetinin
ayaklanmayı bastırmada yeterli iradeyi gösteremediğini söylüyordu. 2
Mart'ta, "ayaklanmanın sertlikle bastırılmasını isteyen" bir önergenin 60'a
karşı 94 oyla kabul edilmesi üzerine Fethi Bey hükümeti istifa etti. 3
Mart'ta İsmet İnönü yeni hükümeti kurdu.
İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı ilk açıklama, nasıl bir politika
izleyeceğini de gösteriyordu zaten: "Memleketi fitnelerden koruyacağız,
emniyet ve istikrarı yerleştireceğiz. Devletin hakimiyetini, zorunlu
gördüğümüz özel tedbirler aracılığıyla her alanda daha da güçlendireceğiz."
(Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, syf. 82)
İsmet İnönü, önceki hükümetin aldığı önlemlerle yetinmeyerek hemen
meclisten Takrir-i Sükun Yasası'nı çıkarttırdı ve Diyarbakır ve Ankara'da
iki İstiklal Mahkemesi kurdurttu.
'Sükunet' için muhalefeti
susturmak gerek!
Takrir, "yerleştirme" demekti. Takrir-i Sükun Yasası, "Sükuneti
yerleştirme" demek oluyordu. Peki sükunet nasıl yerleştirilecekti? Elbette
başta Kürt isyancılar olmak üzere tüm muhalefeti susturarak.
İşte bu yüzden önceki bölümde kısaca sözettiğimiz gibi, Takrir-i Sükun
Yasası'nın ve İstiklal Mahkemeleri'nin terörü, sadece Kürtler'i hedef
almakla kalmadı.
O sıralar, TBMM'deki tek muhalefet partisi, Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkası'ydı. Fakat muhalefetin bu kadarı karşısında bile Kemalist iktidar
tahammülsüzdü. Elde hazır Takrir-i Sükun gibi bir yasa ve İstiklal
Mahkemeleri gibi bir mahkeme varken, bu muhalefetten de kurtulunmalıydı!
Şark İstiklal Mahkemesi 25 Mayıs 1925'te görev bölgesi içindeki bütün
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) Şubeleri'ni "ayaklanmayı dolaylı
olarak kışkırtmak" suçlamasıyla kapattı. Fırka yöneticilerinin kendilerini
"ayaklanmayla bir ilgileri bulunmadığı" yönünde savunması hiçbir işe
yaramadı.
Ankara İstiklal Mahkemesi de "dini siyasete alet ettikleri" gerekçesiyle
bazı fıkra üyeleri hakkında dava açtı. Bu davada yargılanan sanıklar 5-15
yıl kürek, müebbet hapis gibi çeşitli cezalara çarptırılırken, mahkeme TCF
programındaki "dinsel düşünce ve inançlara saygı" ilkesiyle gericiliğin
kışkırtıldığının kanıtlandığını(!) belirterek hükümetten gereğini yapmasını
istedi... Ve nitekim Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 3 Haziran 1925'te
kapatıldı. O zaman başlayan tek parti dönemi 1945'e kadar sürecekti.
Şark İstiklal Mahkemesi, 7 Haziran günü aldığı kararla da; Fevzi Lütfi
Karaosmanoğlu, İlhami Safa, Gündüz Nadir, Eşref Edip, Ahmet Emin Yalman,
Ahmet Şükrü Esmer, Suphi Nuri İleri gibi daha birçok gazeteciyi ayaklanmayı
dolaylı olarak kışkırttıkları iddiasıyla tutukladı.
7 Mart'ta ülkenin bazı yerlerinde "olağanüstü durum" ilan edildi. Mustafa
Kemal halka, memurlara ve askerlere bir çağrı yaparak, ayaklanmayı
bastırmak için hükümete yardım etmelerini, yayınlanan emir ve talimatlara
uymalarını istedi.
M. Kemal'in çağrısının ardından Ankara İstiklal Mahkemesi yaptığı
açıklamada "ayaklanmaya yardım edenlerin, askeri hizmetlerden kaçanların
ayaklanmacılarla bir tutulacağını" açıkladı.
Bu arada Şeyh Sait İsyanı'nı bastırmakla görevlendirilen ordu birliklerinin
komutanlığına getirilen General Kemalettin Sami Paşa, "bu görevi başarmak"
için hükümetten üç şey istedi:
1) Ayaklanmanın en sert şekilde bastırılması. / 2) Ayaklanma içerisinde yer
alsın almasın bütün Kürtler'in silahsızlandırılması. / 3) Kürtler'in
çeşitli bölgelere çoğunluk oluşturmayacak şekilde dağıtılması ve Türkler'in
Kürtler'in yoğun olduğu bölgelere yerleştirilmesi gerektiğiydi.
Hükümet bu üç isteği de yerine getirecek düzenlemeleri yaptı.
İsyan bitiyor,
zulüm baki kalıyor
Nisan ayı başında ordu yaptığı açıklamayla Şeyh Sait'i sağ olarak
yakalayana 1000 altın lira, ölü olarak hükümete teslim edene ise 700 altın
lira verileceğini ilan etti. Ayrıca bunu yapacak kişiler ayaklanma
kuvvetlerinden olursa haklarında hiçbir soruşturmada yapılmayacaktı (Hangi
zulüm ihanete ve pişmanlığa çağrı yapmadan hükmetmiş ki!).
Nisan ayı ortalarında isyanın temel güçlerinin etrafı Genç Ovası'nda
sarıldı ve isyancılar bozguna uğratıldı. 15 Nisan'da Şeyh Sait ve
ayaklanmanın önde gelen isimlerinden 26 kişi Murat Çayı üzerinde tutsak
edildiler.
Yönetim kadrosu dağılan Kürt güçler, Muş'un kuzeybatısındaki Şerafettin
Dağı'na çekildiler. Burada kıstırılan kuvvetlerin büyük bir kısmı
katledildi.
Ayaklanma nisan ayı ortalarında bastırılmasına karşın Ordu "ezme"
harekatına devam ederken, hükümet de durmadan yeni baskı yasaları
çıkarıyordu.
40 bin kişilik Kürt isyancı güçlerine karşı, 200 bin asker ve 12 uçak
seferber edilmişti. Devlet, bu harekat için 50 milyon lira, yani o zamanki
Türkiye'nin yıllık bütçesinin dörtte birini harcamıştı.
Ayaklanmanın bastırılmasının ardından sıra "yargılamaya" gelmişti. Gerçekte
bir "yargılama"dan çok iktidarın verdiği idam, müebbet, sürgün kararlarının
tebliği sözkonusuydu. "Yargılamalar"da Kürt senatörler, milletvekilleri de
kanıtsız idam sehpalarına gönderildiler.
Şeyh Sait'in de içinde olduğu grubun Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'ndeki
davası 1 ay sürdü. 29 Haziran 1925'te açıklanan kararda Şeyh Sait, aşiret
reisleri, şeyhler, subaylar da içinde olmak üzere, 47 kişi idam cezasına
çarptırıldı. İdam kararı ertesi gün uygulandı. Şeyh Sait'in idam sehpası
önündeki son sözleri şöyle oldu: "Tabii hayat sona erdi. Kendimi milletimin
yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İleride torunlarımızın
bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir." (M.
Arseneviç Haretyan, vd., 1925 Kürt Ayaklanması, Syf.38)
1925 Eylül ayı sonuna kadar yüzlerce dava açıldı ve dosyalar yüzlerce idam
kararıyla sonuçlandırıldı. Bu konuda elimizde kesin rakamlar yoktur, çünkü
o günden bu yana gizlenmeştir, fakat İstiklal Mahkemesi'nin, sadece Palo ve
Çapakçur'da 400 Kürt gencini astırdığı düşünülürse, toplam rakamın binler
olduğu tahmin edilebilir.
Keldaniler, Miramiler,
Atrusiler... Artık
Anadolu'da onlar yok!
Şeyh Sait İsyanı'na ilişkin bölümü bitirirken, tarihi bir bilgi olarak,
Kemalist iktidarın "Türkleştirme" baskılarının sadece Kürtler'le sınırlı
kalmadığını gösteren birkaç not aktaralım.
Şeyh Sait İsyanı sırasındaki baskılar, bölgedeki Keldaniler'e ve Yakubi
hristiyanlara da yöneldi. Köyler basıldı, katliamlar yapıldı, sonu belirsiz
sürgün kararları yürürlüğe konuldu.
Ordunun baskılarından dolayı, o dönemde Irak'a sığınanların listesi
Anadolu'da farklı milliyet ve inançtan halkların nasıl yokedildiğinin de
bir göstergesidir; 1926'da Irak'tan sığınma hakkı isteyen kesimler arasında
"bilinmeyen sayıda Mirami; 7.000 Goyan; Tur Abdin bölgesinden 1.000
Hiristiyan; ve yaklaşık 10.000 Atrusi" bulunuyordu. (Bkz. Kürt
milliyetçiliğinin tarihi, Wadie Jwaideh, syf. 401)
Artık, isimleri bile artık hiç aşina gelmeyen bu topluluklardan Anadolu'da
hiçbir iz, eser bırakılmamıştır.
Şovenizm artık hakim
politikadır
Kemalist iktidar, o dönemki gerici, asimilasyoncu politikasını ve
katliamlarını aklamak için, Şeyh Sait İsyanı'nın kah İngiliz kışkırtması,
kah şeriatçı bir ayaklanma olduğunu ileri sürmüştür.
Aslında bizzat İstiklal Mahkemesi'nin kararı bile, bu iddiayı
çürütmektedir. O karar şöyle diyordu: "Kiminiz hükümet otoritesinin kötü
yönetimini, kiminiz de halifeliğin savunuculuğunu isyan için bahane
ettiniz. Fakat tümünüz bağımsız bir Kürdistan yaratma sorununda
birleştiniz." (Azgelişmişlik Sürecinde Geri Bıraktırılmışlık, Syf. 238)
Bu ayaklanma görüldüğü gibi feodal bir toplumsal zeminde, dini bir liderlik
altında, aşiretlerin küçük burjuva diktatörlüğe karşı ulusal içerikli
taleplerle ayaklanmasıdır. Ayaklanmada dini motiflerin işlenmiş olması
ezilen, baskı gören, asimilasyona tabi tutulan bir halkın, Kemalistler'in
ırkçı, şovenist müdahalesine karşı başkaldırma haklılığını ortadan
kaldırmaz.
Ayaklanma, haksızlığından değil, nesnel ve öznel koşulların
yetersizliğinden yenilmiştir. Şeyh Sait İsyanı'nın bastırılabilmesinin
nedenleri Kürt toplumunun nesnel koşullarındaydı; ulusal bir bütünlük
sağlanamamış, ayaklanma bütün Kürdistan'ı kucaklayamamıştı. Bazı aşiretler
"tarafsız" kalırken, bazı aşiretlerse ayaklanmanın başlamasıyla devlete
bağlı olduklarını belirterek, orduyla birlikte ayaklanmanın bastırılmasında
yeraldılar.
İkinci olarak, ayaklanma güçlü bir örgütlülüğe sahip değildi. Cibranlı
Halit Bey, Yusuf Ziya Bey gibi deneyimli Kürt aydınlarının ayaklanma öncesi
tutuklanarak katledilmeleri sonucunda hareketin önderliği zayıflamıştı.
Şeyh Sait'in, isyana katılanların fedakarlık ve cesaretleri önemliydi.
Ancak bunlar politik bir önderlik olmadan ayaklanmayı zafere götürmek için
yeterli olamazdı.
Şeyh Sait İsyanı'nın bastırılmasında, Kürdistan'ın Misak-ı Milli içinde
kalan bölümü, kan gölüne dönüştürülmüştür. Kan gölünden kurtulanlar ise,
göç yollarına sürülmüştür. Kan gölünün kaynağındaki politika ise,
küçük-burjuva diktatörlüğünün her türlü muhalefeti sindirme ve Kürtlüğü
yoketmeyi amaçlayan şovenizmidir. Ki o şovenizm, cumhuriyetin bir "ilkesi"
gibi, günümüze kadar sürecekti.
POSTED BY YALANNAME AT 04:11 0 COMMENTS
LABELS: KURDİSTAN, SEYH SAİD
WEDNESDAY, 16 DECEMBER 2009
Tarihte Kürd Direnisleri
01. 1806 – Musul: Baban Asireti, Abdurrahman Pasa Direnisi
02. 1812 – Musul: Babanzade Ahmet Pasa Direnisi
03. 1820 - Zaza’ların Direnisi
04. 1830 – Hakkari: Ezidilerin Direnisi
05. 1833- Soran: Mir Muhammed (Soran) Direnisi
06. 1831- Bitlis: Serefhan Direnisi
07. 1835 – Botan: Bedirhan Direnisi
08. 1843 – Bedir Han Direnisi
09. 1839 – Amed: Garzan Direnisi
10. 1855 – Yazhan Ser Direnisi
11. 1872 – Mardin-Cizre: Bedirhan Osman Pasa ve kardesi Hüseyin Pasa
Direnisi
12. 1878 – Hakkari: Seyh Ubeydullah Nehri Direnisi
13.1889- Erzincan: Bedirhan Emin Ali Direnisi
14.1911 - Abdulselam Barzani Direnisi
15. 1912 – Mardin: Bedirhaniler ve Halil Rema Direnisi
16. 1912 – Bitlis: Seyh Selim Sehabettin ve Ali Direnisi
17.1919 – Simko (Ismail Aga) Direnisi
18.1919 – Ali Bati Direnisi
19.1919 - Mahmut Berzenci Direnisi
20. 1920 – Kocgiri: Kocgiri Direnisi
21.1924 – Hakkari: Nasturi Direnisi
22. 1925 – Seyh Sait Direnisi
23. 1925 – Nehri Direnisi
24.1925 – Reskotan-Raman Direnisi
25.1925 – 1. Sason Direnisi
26.1926 – 1. Agri Direnisi
27.1926 – Hazro Direnisi
28.1926 – Silvan: Kocusagi Direnisi
29.1926 – Hakkari: Beytüssebab Direnisi
30.1927 – Bitlis: Mutki Direnisi
31.1927 – Agri: II. Agrı Direnisi
32.1927- Silvan: Biçar Direnisi
33.1929 – Eruh: Zilanli Resul Aga Direnisi
34.1930 – Van: Zeylan Direnisi
35.1930- Tutak-Bulanık-Hinis: Tutakli Ali Can Direnisi
36. 1930 – Van: Oramar Direnisi
37.1930 – Zilan Direnisi
38.1930 – Plümür Direnisi i
39.1930- Agri: III. Agri Direnisi
40.1930 – 2. Mahmut Berzenci Direnisi
41.1931 – Seyh Ahmed Barzani Direnisi
42.1934 – Bitlis: Buban asireti Direnisi
43.1836 – Akcadag Direnisi
44.1935 – Siirt: Abdurrahman Direnisi
45.1935 – Siirt: Abdulkuddüs Direnisi
46.1935 – Siirt: 2. Sason Direnisi
47. 1937- Dersim: Dersim Direnisi
48. 1943 – Melle Mistefa Barzani Direnisi
49. 1946 – Mahabat Direnisi
POSTED BY YALANNAME AT 06:57 0 COMMENTS
LABELS: DİRENİS, İSYAN, KURDİSTAN
Milli Mücadelede Aldatılmış Bir Halk: Kürtler [1919-1922]
(Kurtuluş Savaşı sırasında Urfa'da ellerinde silahlarıyla Kürt
Direnişçiler görülüyor. Bu fotoğrafı ilginç kılan ise arkada en sağdaki
direnişçinin bir kadın olması.)
Türk tarih yazımında 1919-1922 yılları ‘Türk Kurtuluş Savaşı’
ya da özgün adıyla ‘Milli Mücadele’ şeklinde geçer.
Türkiye’de esas olarak bu yıllarda batıda Yunanlılar, doğuda ise
Ermenilere karşı bir savaş sürdürülmüştü. Kürtler bu savaşa oturdukları
toprakların işgal edilmesi nedeniyle, Mustafa Kemal’in başında
bulunduğu ve Heyet-i Temsiliye adıyla bilinen kurulun çalışmalarına ve
Müdafaa-i Hukuk ile Kuvayı Milliye müfrezelerine katılmışlardı. Mustafa
Kemal, bu dönemde, özellikle etkin Kürtleri ve onların silahlı güçlerini
savaşa katabilmek için yoğun çaba harcamıştı. 1916′da tanıdığı Kürt
Beylerine özel mektuplar yazdı ve onları, dünya savaşı başlamadan Müdafaa-i
Hukuk’a katılmaya ikna etti. Bu yıllar Mustafa Kemal’in ve
Milli Türk Hareketi’nin Kürt motifini aralıksız kullandığı yıllardı
ve Kürtler de bu savaşta bir motif olarak yer alacaklardı.
‘Kürtlerin hukuk-u millisini’ savunmayı amaçlayan Vilayet-i
Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 1918′de İstanbul’da bazı
Kürt aydın ve politikacılarının desteğiyle kuruldu ve ‘şark
vilayetleri’nde milli mücadele propagandaları yapılmaya başlandı. 23
Temmuz 1919′da Erzurum Kongresi’ne ve 4 Eylül 1919′da
Sivas Kongresi’ne katılan Kürtler, Mustafa Kemal’in yoğun
ilgisiyle karşılaşmış ve haklarını bu görüşmelerle garanti altına
almışlardı. Nitekim Mustafa Kemal, daha sonra Kürtlere de duyuracağı, 29
Ekim 1919′da Amasya’da, İstanbul Hükümeti’nin Bahriye
Nazırı Salih Paşa ile yaptığı görüşmede ve imzalanan protokollerde
‘Kürtlerin serbestçe gelişmesinin sağlanması’nı, ‘ırkî ve
içtimaî’ haklarının tanınacağını taahhüt altına alıyordu. 23 Nisan
1920′de Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi bu arka
planı yansıtıyordu. Mustafa Kemal, meclis çıkışı Kürt ileri gelenlerinin
koluna girerek fotoğraf çektiriyor, Kürtlerin milli kıyafetleriyle meclise
gelmesini istiyordu. Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey, meclis kürsüsünden
‘Ben Kürdoğlu Kürdüm’ diye konuşuyor ve Mustafa Kemal,
‘Bu vatan Türk ve Kürtlerin ortak vatanıdır’ diyordu. TBMM
Reisi sıfatıyla El Cezire Komutanlığı’na Mustafa Kemal imzalı
talimatların birinde Kürtlerin oturdukları yerlerde onlara bölgesel yönetim
verileceği ve haklarının meclis korumasında olduğu yazılıyordu. Bu yoğun
tekrar karşısında Kürt liderler, Fransız ve İngiliz temsilcilerinin manda
tekliflerini reddetmiş ve ‘haklarının yeni hükümette temsil
edileceğini’ savunmuştu. Belki de bu heyecan ile Maraş, Antep ve Urfa
gibi Kürt illeri merkezî hükümetin herhangi bir yardımı olmaksızın büyük
fedakarlıklar ile ‘düşman işgalinden’ kurtarılmıştı. Ancak
savaş sonrası, Kürtlere özerk yönetim yerine ‘Türk olma hakkı’
uygun görülmüştü ve Mustafa Kemal verdiği hiçbir sözü yerine
getirmeyecekti..
POSTED BY YALANNAME AT 06:53 0 COMMENTS
Avakirina Eyaleta Kurdistanê û di Salnameyên Dewleta Osmanî de Eyaleta
Kurdistanê
Koma Xebatê ya di Çavkaniyên Osmanî de Kurd
Piştî ku di sala 1923’yan de Komara Tirkiyeyê feraseta netew-dewletê
qebûl dike û di çorçoveya vê ferasetê de hemû kêmarên misilman ên li welêt
wekî tirk qebûl dike, pêwîstiya nivîsandina dîrokeke nû ya li gorî vê
ferasetê bi awayekî xwezayî derdikeve holê. Li gor vê dîroka nû tê
nivîsandin, di dîrokê de cihekî bi navê Kurdistan çênebûye û her wisa
civakeke cuda a bi navê kurd jî tune ye. Ev nêrîna fermî ew qas tê
pejirandin ku hinek dîroknasên Osmanî jî bi xemnexurî dikarin bibêjin ku di
dîroka Osmanî de eyaletek bi navê Kurdistanê tu caran çênebûye.
Em dibêjin dîroknasên Osmanî jî ji ber ku kesekî ku dîroka Osmanî ji asta
despêkê hinekî zêdetir zanibe, dizane ku di Dewleta Osmanî de bi navê
Kurdistanê cografyayek hebûye û Osmaniyan ev nav wekî navekî cografî bi kar
aniye. Hema hema di hemû pirtûkên bûyernivîsên Osmaniyan de; ji Naîma
bigire heta Ewliya Çelebî û Katîb Çelebî mirov dikare bi rihetî rastî vê
têgihê were. Ji xeynî vê yekê, heke li ser sedsala 19’an a Osmaniyan
kêm zêde lêkolîn bê kirin, dê bê dîtin ku di sala 1847’an de di
Takvîm-î Vekayî[1] de nivîseke fermî hatiye çapkirin û di vê nivîsa fermî
de Eyaleta Kurdistanê hatiye damezirandin.
Ligel van hemû yekan, “dîroknûs”ên ku tu têkiliya wan bi etîka
zanistî re tune ye zêdetir ji bo polîtîkaya rojane vê angaştê dikarin bînin
zimên. Wekî komekê armanca me ev e ku em bi vê xebatê di Salnameyên Dewleta
Osmanî de Eyaleta Kurdistanê û agahiyên der barê Eyaletê de berhev bikin û
bi awayekî kronolojîk pêşkêş bikin. Me xwest ku îro ev bûyera ku êdî
derfetên înkarkirina wê nemane, hinekî din bikeve rojevê û bibe naveroka
xebatên cidî û zanistî.
Di Dewleta Osmanî de bi navê Kurdistanê eyaletek heye û di sala
1847’an de hatiye damezirandin. Belê, dibe ku pirsa “Çima ne
berî vê dîrokê lê di vê dîrokê de hatiye damezirandin?” were aqilan.
Sedema vê yekê pir zelal e; wekî ku tê zanîn di dema Yavûz Sultan Selîm de,
kurdan li hemberî Safewiyan li cem Osmaniyan cih girt. Ev yek aliyekî jî
qebûlkirina kontrola Osmaniyan bû. Li hemberî vê yekê, Sultan Selîm, di
warê otonombûna herêmê de soz daye û bi rastî jî heta sedsala 19’an
li herêmê hikûmet û mîrîtiyên kurdan hebûna xwe berdewam kirine. Ji bo vê
yekê jî, herêm, neketiye kategoriya eyaletên klasîk ên Osmaniyan. Osmaniyan
wek pêwîstiya ûsûla ku tim bi kar anîne herêm li gorî taybetmendiya wê bi
rê ve biriye.
Lêbelê ji serê destpêka sedsala 19’an ve, bi taybetî jî di dema
Mehmûdê II’yem de guherînê dest pê kir. Osmaniyên ku di vê sedsalê de
ketin pêvajoyeke cidî ya modernbûnê, dest bi modernkirina bastûra îdarî ya
klasîk a Osmaniyan kirin, ango dest bi guhertina pergala eyaletan kirin û
bi ji holêrakirina saziyên xweserî xwe dest bi xurtirina navendê kirin. Ji
bo vê yekê bi taybetî, di sala 1826’an de Eyaleta Anatoliyê, wekî çar
beş bi awayekî fermî hate dabeşkirin û ji bo “mutesellîmên mutedîl
yên girêdayî paşayên mutasarrif” birêve bibin biryar hat dayîn.
Piştî wê rewşê ev bûyer qewimîn: “Di 26’ê sermaweza
1847’an de ji bo Wilayeta Diyarbekirê waliyek hate tayînkirin û li
aliyê din di 13’ê berfanbara 1847’an de rojnameya Takvîm-î
Vekayî (Lê belê ev dîrok di qilawûza wergerandina dîrokê de ku ji
TTK’ê ve hatiye çapkirin wekî 14 Berfanbar hatiye nivîsîn) bûyereke
cuda pêşkêş dike: Eyaleta Kurdistanê. Li gorî vê yekê Eyaleta Diyarbekirê û
sancaxên Wan, Mûş û Hekarî û qezayên Cizîr, Botan û Mêrdîn, bi navê
Kurdistanê eyaleteke nû pêk tînin. Di serî de ji bo navenda eyaletê Xelat
hatibû fikirîn. Lê belê bi qasî ku ji salnameyan tê fêmkirin demekê Wan û
Mûş, demeke zêdetir jî Diyarbekir (Amed) bûye navenda eyaletê. Eyaleta
Kurdistanê li gorî salnameya 1266/1849 sancaqên Mûş, Wan, Hekarî, Cizîr,
Diyarbekirê digire nava xwe. Piştî çend salên din Hekarî, Wan, Mêrdîn û
Cizîr jî bi hev re bûne eyaleteke cûda, navê wê jî bûye Eyaleta Hekarî.
Piştî demeke din navê eyaletê bûye Wan.”[2] Lê belê ev pêvajo di
navbera Osmanî û kurdan de bûye sedema tengezariyan û di nava salên 1826 û
1847’an de bi dehan serhildan çêbûne. Ji van a girîng û dawîn
Serhildana Bedirxan beg e[3] . Dewleta Osmaniyan ev serhildan serkut kir û
her wekî li jor jî tê gotin, Eyaleta Kurdistanê ava kir. Heta di belavoka
taybet a Takvîm-î Vekayî de, ev bûyer wekî ji nûve desteserkirina
Kurdistanê tê nirxandin.
Wekî tê dîtin heke mirov bûyerên dîrokî li gorî pîvanên zanistî lêkolîn
bike û xwe ji fikrê rojane û polîtîk dûr bixwe, hînbûna rastiyan ew qas ne
dijwar e.
Di vê xebatê de, tevî teblîgata fermî ya avakirina Eyaleta Kurdistanê nîşan
dide, dema ku Eyaleta Kurdistanê hebûye, di navbera salên 1847 û
1868’an de di salnameyên Dewleta Osmanî de Eyaleta Kurdistanê bi çi
şeklî cih digire ew ê bê nîşandan. Pirsgirêka, di sala 1868’an de
eyalet bi çi fikrî ji holê hate rakirin hîn jî nehatiye bersivandin û ev
mijara xebateke cuda ya koma me ye.
A- Rojnameya Takvîm-î Vekayî ya ku
Damezirandina Eyaleta Kurdistanê îlan dike
5 Muharrem 1264 (14 Berfenbar 1847)
Teblîgata Fermî
Mukaddim ve muahhar Takvim-i Vakayi' nüshalarında keşîde-i silk sutûr-ı
beyân kılındıxı vechile bir müddetden berü eyâdî-i mütegallibede kalmış
olan hıtta-i Kürdistanın leh-ül-hamd ve'l minh mücerred himmet bi-hemtâ-yı
hazret-i şehr-yârî ve satvet-i bâhire-i cenâb tâc-dâr-ı eser-i celîli
olarak bu kerre yeni başdan feth ve teshîr-i mir'ât-ı teyessürde cilve-ger
olmûş ve işbu muvaffakıyyet hazret-i şehn-şâh-i mahzâ âmme-i tebaa ve
berâyâ-yı saltanat-ı Seniyye hakklarında ma'tûf ve rây-gân olan niyet-i
âdle ve efkâr-ı hayriyye-i cenâb-ı cihân-bânî ibtiga-yı sâmîsince herhalde
min kıbel-in Râhman zât-ı fahâmet-simât mülûk-anenin mazhar envâ'-i füyûzat
ve te'yidât buyurulduklarına delîl ve bürhân olub doxrusu dîbâce-i
tevârîh-i ezmân olmaklıxa şâyân görünmüş olduxundan hıtta-i merkumenin
hüsn-i zâbıta ve râbıta-ı umûr-i mülkiyye ve istihsâl-i menâzım-ı
dâimiyesiyle te'sîs-i âsâyîş ahâlî kaziyye-i matlubesine bakılması yani
oraların bir idâre-i mahsûsa ve müstakılle tahtına konularak dirâyetli ve
vukuflu bir zâta ihâlesiyle Diyarbekir eyâleti ve Van ve Mûş ve Hakkari
sancakları ile Cizre ve Bohtan ve Mardin kazâları birleşdirilüb cümlesinin
bir eyâlet add ve itibâr olunması ve iş bu eyâlete Kürdistan eyâleti
tesmiye kılınması iktizâ-yi hâle muvâfık ve çesbân olacaxına mebnî eyâlet-i
mezbureye ol sûretle münâsib bir Wali lede-t-teemmül Musul Walisi atûfetlü
Es'ad Paşa hazretleri dirâyet ve fatânet-i kâmile ve iffet ve istikâmet-i
zâtiyye ile muttasıf ve çok zamanlar ol taraflarda istihdâm buyrulmasıyla
usûl ve ahvâl-i memlekete vâkıf kudemâ-yı vüzerâ-yı saltanat-ı seniyyeden
olmakdan nâşî eyâlet-i cedide-i mezkûrenin müşârün-ileyh Es'ad Paşa
hazretlerine ihâlesi ve ol halde Musul eyâletine bir dixerinin ta'yini
tabiat-î maslahat-ı iktizâsından olarak Belgrad muhâfızı esbak atûfetlü
Vecîhî Paşa hazretleri ashâb-ı rüşd ve reviyyet ve erbâb-ı sıdk ve
istikâmetden ve hüsn-i idâre-i umûr-i mülkiyyeye vâkıf zevât-ı
sütûde-simâtdan olması ve exerçi Musul eyâleti şimdiye kadar Tanzîmât-ı
Hayriyyeden müstesnâ olarak idâre olunmakda ise de dâire-i tanzimatda
bulunan memâlik hazret-i şâhâne ahalisinin sâye-i ma'delet vâye-i hazret-i
mülûk-anede mazhar oldukları menâfi' ve âsâyiş ve istirâhat ve emniyyet-i
kamileyi eyâlet-i merkume ahâlisi derk ve iz'ân ederek ve bunun üss-i esâsı
ma'delet olduxunu bilerek bu eyâletin dahi dâire-i nasfet bâhire-i
Tanzîmât-ı Hayriyyeye idhâlini arzu ve niyâz etmekde olduklarına ve ahâli-i
merkumenin iş bu niyâzlarına müsâade-i seniyye-i cenâb-ı şehen-şehi
bî-dirîg buyurulduxuna binâen müşârün-ileyh Vecîhî Paşa hazretleri usûl-i
ma'delet-şümûl tanzimâtın ol vechile hüsn-i ....... ve tensîkına dahi
muktedir bulunması cihetleriyle kendüsünün Musul Walisi nasb ve ta'yin
kılınması tensib ve tasvib berle ol babda isâbet-efzâ-yı sünûh ve sudûr
buyrulan emr ve fermân maâlî-i ünvân hazret-i hilâfet-penâhî mantûk celli
üzere iktizâları icrâ kılınmışdır.
Wergera Belgeyê
Wekî di hejmarê Takvîm-î Vekayî ya berê de jî hatiye nivîsandin, ji demekê
vir de welatê Kurdistanê ku di bin zordestiyê de mabû – şikir ji
xwedê re- bi hêza bêhempa ya padîşah û bi hêla wî pelçikandî, vê carê
xistina bindestan a ji nû ve bi serkeftî pêk hatiye. Ev serkeftin nîşan
dide û ispat dike ku padîşahê mezin ê ku ji bo heqê tebaa û xelkê
Împaratoriya Osmaniyan niyeta wî edalet e, fikra wî ya bixêr û armancên wî
yên mezin her tim dê ji aliyê Xwedê ve werin piştevanîkirin. A rast wextê
minasib hatiye dîtin ku rêveberiya welatê ku navê wî derbas bûye, karê
hundir û bi berdewama pergala wî, bi avakirina asayîş û bi cihanîna
dilxwaza gel yanî xistina wan nava meqamê rêveberiyeke taybet û serbixwe,
bi dayîna kesekî jîr, zane û gihîştî Eyaleta Diyarbekir, sancaqê Wan, Mûş û
Hekarî û qezayên Cizîr, Botan û Mêrdîn bi tevîhevkirina wan gişan wekî
eyaletek bê hesibandin û ev eyalet wekî Eyaleta Kurdistanê bê binavkirin,
ji bo pêwîstiya rewşê di cih de û minasib hatiye dîtin. Di vê rewşê de ji
bo eyaleta ku navê wê derbas bûye bê fikirandin, waliyê Mûsilê hezretî Esad
Paşayê dilovan ji ber wesfên wî yên mîna bîrbirî, jîrî, namûs û rastiyê û
ji ber ku demeke dirêj li wan deran xizmet kiriye, rewş û pergala memleket
dizane, ji ber ku wezîrê Osmaniyan ê kevn e, eyaleta nû ku navê wê derbas
bûye, ji bo walîtiya wê derê hezretî Esad Paşa minasib hatiye dîtin.
Di vê rewşê de ji bo pêwîstiya şixulînên Eyaleta Mûsilê waliyekî din ê
parêzkarê kevn ê Baxdayê hezretî Vecîhî Paşayê dilovan, rast, bifikir, karê
eleqedarê gel ji bo meşandina wê dizane, ji kesê ku mirov pesnê wan bide ye
û her çi qas heta niha Eyaleta Mûsilê li dewrî Tanzîmat-i Hayriye[4] hatibe
rêvebirin jî, gelê welat ê di çerçoveya Tanzîmat de, di bin parastina adîl
a Padîşah de rihetî, xweşî, ewlekarî û fêdeyê dibînin, ligel gelê eyaleta
ku navê wê derbas bûye (Mûsil) hatiye fêmkirin û bi zanîna vê edaleta
rastîn û daxwaza vê eyaleta ji têkeve nav ku wekî çerçoveya rastî û xweşiyê
tê zanîn Tanzîmat-î Hayriye, xwestekên gelê ku navê wan derbas bûye
Padîşahê me yî bilind destûra xwe texsîr nake û hezretî Vecîhî Paşa ê ku
navê wî derbas bûye ji bo pêwîstiya awayê edaletê yê Tanzîmatê, ji ber ku
kare rast bike û bi rê ve bibe wekî waliyê Mûsilê şandina wî minasib û rast
hatiye dîtin. Ji bo wê yekê pêwîstiya emr û fermana Padîşahê xwediyê fikrê
mezin hatiye kirin.
B- Di Salnameyên Dewleta Osmanî de
Eyaleta Kurdistanê
Salname sal 1264 [1848]
Rûpel 183
Beş: Defterê sancax û qeza
Sancaxa Diyarbekirê di Eyaleta Kurdistanê de
Rûpel 208
Sancaxa Mêrdîn di Eyaleta Kurdistanê de
Rûpel 315
Sancaxa Wanê di Eyaleta Kurdistanê de
Salname sal 1265 [1849]
Rûpel 81
Beş: Karmendên li perawêzê (taşra) dimînin
Navê Eyaletê: Kurdistan
Karmendên zaptiye: Waliyê wê Mûşîr Es’ad Paşa
Karmendên darayî: Defterdarê wê ji Duyemîn
[Saniye] [5]Mehmed Efendî
[Navên Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]
Nav: Wan, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrimîran Mehmed Reşîd Paşa
Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan [kapûcibaşı][6] Ahmed
Axa
Nav: Mêrdîn, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Mustafa Paşa
Rûpel 86
Ketxudayê derî [Kapukethüdaları][7] : Kurdistan, Eşref Beg (yekemîn
[evvelî])
Salname sal 1266 [1850]
Rûpel 39
Beş: Ilmiye
Mewlewiyyet [8] : Kurdistan mahrec[9]
Mewâlî [10]: Hindi Mela Hafîdî Es‘ad Efendî
[Di Salnameyê de cihên bi ser Eyaleta Kurdistanê ve hatine berdan]
Qeza: Wan
Qeza: Mûş, Naîbên wê[11] : Sîfetullah [Yan jî Sayfetullah] Efendî
Qeza: Hekarî, Naîbên wê: Ji qadiyan Kirkaxaçlu Mehmed Emîn Efendî
Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Îbrahîm Efendî
Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Mewalî Sa’deddîn Efendî
Qeza: Mêrdîn, Naîbên wê: Abdullah Efendî
Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Bedlîsî Abdullah Efendî
Qeza: Arabgîr, Naîbên wê: Muftu-zade Seyid Suleyman Sa’îd Efendî
Qeza: Meletî, Naîbên wê: Mustafa Sa‘dullah Efendî
Qeza: Besnî, Naîbên wê: Urfalu Mehmed Saîm Efendî
Rûpel 45
Beş: Karmendên li perawêzê dimînin
Navê Eyaletê: Kurdistan
Karmendên zaptiye: Waliyê wî Mûşîr Es‘ad Paşa
Karmendên darayî: Ji defterdarê dûyemîn Mehmed Efendî
[Navê Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]
Nav: Wan, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Reşîd Paşa
Nav: Mûş, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan Ahmed Axa
Nav: Hekarî, Karmendên zaptiye: Waliyê wê wezîr Îzzed Paşa
Nav: Mêrdîn, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Serdergevan Selîm Axa
Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê bi payeya axira padîşah
[Istabl-i Amîre] Îbrahîm Beg
Nav: Diyarbekir, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ahmed Paşa
Rûpel 47
Beş: Ketxudayê derî
Kurdistan, Wan: Eşref Beg (Yekemîn)
Rûpel 83
Eyaleta Kurdistan [Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]
Lîwa Mûş
Mûş, Bidlîs, Xinis (Hunûs?) û Tekman, Malazgird, Nahiya Bulanik (Kop) û Lîz
Nahiya Wartoya jor û jêr, Xelat, Nahiya Çonkur
Lîwa Wan
Wan, Parkîrî, Axakes, Erdîş, Adilcewaz, Gewaş û Nahiyên Mukis (Mukus),
Şirvî, Xawasor, Nahiya Westan.
Lîwa Hekarî
Hekarî û cihê girêdayî wê, Îmadiye û cihê girêdayî wê, Mahmûdî navê wê din
Xoşab û cihê girêdayî wê
Lîwa Cizîrê
Cezîre ê Omeriyye, Behtan, Hacibehram, Mêrdîn û cihê girêdayî wê.
Lîwa Diyarbekir
Amîd (Amed) navê wê din Diyarbekir û Nahiyên Kîkî û Turkman, Karakeçî,
Mahal Metnan, Dêrik (Dêrik), Deştîkûr, Behramkî, Stêwrê (Savur), Mîdyat,
Şîrvan, Xerzan û Hisn-î keyf, Ridvan (Rizvan), Sa‘ird ya
Es‘ird, Beşûrî (Qubînê), Gurdîlan, Silîvan (Silvan) navê wê din
Mefariqîn, Qulb, Badikan, Xiyan, Goynukler, Çebaxcûr, Menîşkûr, Kîh (?
Genc) û Yahtek Ziktî Becar, Xoydan, Mehranî û Hezro navê wê din Tercîl,
Liçe (divê Lîce be) û Atak û Telseme, Hênî navê wê din Palî Ma‘den û
Çiska, Îkuz [Abkûrbi gerek], Zeşkan[?].
Salname sal 1267 [1851]
Rûpel 67
Beş: Ilmiye
Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec
Mewalî: Hindî Mela Hafidi Es‘ad Efendî
[Di Salnameyê de cihên giredayî Eyaleta
Kurdistanê]
Qeza: Mûş, Naîbên wê: Sifetullah [Sayfetullah] Efendî
Qeza: Hekarî, Naîbên wê: Ji qadiyan Mehmed Emîn Efendî
Qeza: Mûsil, Naîbên wê: Îbrahîm Efendî
Qeza: Diyarbekir, Naîbên wê: Ji Mewaliyê Sa‘deddin Efendî
Qeza: Mêrdîn, Naîbên wê: Abdullah Efendî
Qeza: Xarpêt, Naîbên wê: Bedlîsî Abdullah Efendî
Qeza: Arabgîr, Naîbên wê: SeyîdSuleyman Sa‘id Efendî
Qeza: Meletî
Rûpel 74
Beş: Karmendên li derve dimînin
Navê Eyaletê: Kurdistan, Karmendên zaptiye: Waliyê wî Mûşîr Es‘ad
Paşa, Kamendê darayî: Defterdarê ji mektûbî Necib Efendî
[Sancaxê girêdayî Eyaleta Kurdistanê]
Nav: Dêrsîm, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Îbrahîm Beg
Nav: Diyarbekir, Karmendên zaptiye: Qeymeqamê wê Mîrêmîran Ahmed Paşa
Nav: Mûş, Karmendên zaptiye [Li vir tu agahî nîn e.]
Rûpel 77
Beş: Ketxudayê derî
Kurdistan, Vidin, Hekarî: Eşref Beg
Salname sal 1268 [1852]
Rûpel 65
Beş: Ilmiye
Mewlewiyyet: Kurdistan mahrec
Mewalî: Hafiz Welî Efendî
[Di Salnameyê de cihên giredayî Eyaleta
Kurdistanê]
Qeza: Mûş, Naîbên wê: Sîfetullah [Sayfetullah] Efendî
Qeza: Hekarî, Naîbên wê: Tevî Kurdistanê bûye.
Qeza: Mûsil, Naîbên wê: