Cumartesi, 04. Eylül 2010 19:32 : 3 Misafir
Kullanıcı Adı:
Şifre:
NÎVÎSKAR
MALPERÊN ME

 

REKLAM2
PROGRAM İNDİR
Kim Çevrimiçi
Bütün Üyeler: 283
Bugün üye olanlar: 0
Dün üye olanlar: 2
Çevrimiçi Üye(ler): 0
Çevrimiçi Misafir(ler): 3


Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.

Ana Menü
Site İçi
Topluluk
Diğerleri
REKLAM
dengegel
dengegel
Forum Başlığı Sık sorulanlar Sisteme girmen gerek
Rojamed Forum
Kim çevrimiçi | İstatistik
· Ara
· Forum kuralları
« Ön  Diğer »
küçükten büyüğe do;ğru sırala büyükten küçüğe doğru sırala      print
Konuyu açan: Konu: Demokratik Özerklik Nedir Özerklik?
Site kurucusu
Junior Member


Cevaplar: 26
kayıt olmuş: 22/10/2009
Durum: Çevrimdışı
Cinsiyet: Bay
posticons/arrow.gif Yazılış Tarihi: 28/6/2010 Saat 01:20 New
Nedir Özerklik?

Kavram anlam itibariyle Yunanca kökenli olmakla beraber 'auto' (öz,kendi) ve 'nomos' (kural, yasa) kelimelerinin bileşimiyle oluşmaktadır. Kendine ilişkin yasalar koymak kendi yaşamına ilişkin kuralları oluşturmak ve düzenlemek. Aynı zamanda kendine ilişkin bu düşünüm karar alma süreçlerinin sorumluluğunu da gerektiriyor ki buna ilişkin alınan bir insiyatifte söz konusu.

Kendini yönetebildiğinin gösterilerine ilişkin yaratımları sergileyebilme; politik alanda içişlerinde serbestlik dışişleri ve daha genel konularda merkeze bağlılık. Kendi yasalarıyla bir topluluğu nitelerken; baskıya, merkezi otoriteye direnen, yerelliği savunan egemen olana itaat yerine kendi iradesiyle hareket etmeyi esas alan yabancılaşmak ve egemen olana benzeşmek istemeyen, tercih yapma hakkını kullanmak isteyen kişinin ve topluluğun durumu. Kendi kendini yönetebilirliğin farkına varmak, hangi özgünlüklere sahip olduğunun ve kaynaklarının farkına varmak ve bu dönüşümün inisiyatifini eline almak isteği; ki burada söz konusu olan yerinden gelişmiş farklı özelliklerin olabildiğince vurgulanmasıdır.

Genel olarak özerkliği politik alan içinde kavramsal bir incelemeye tabi tutmuşken, tarihsel yada köken olarak ortaya çıkışının daha çok bireysel olana dayandığını hem felsefi içeriğinden hem de felsefenin yunan kökenli oluşundan biliyoruz ki; tartışma ve felsefeye olan elverişli koşulların tanımlamayı birey üzerinden başlattığını bilmekteyiz.

Buradan ve hareketle bir tekrara düşmemişken ve de anlamında bazı genişletmeye başvurarak bir yenilemenin yaşandığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla şimdi tarih üzere bu yeniden okumanın hem yeni bir sosyal bilim tartışması hem de yeni bir tarih tezi olması anlam kazanıyor. Bununla beraber özerklik tarih içerisinde farklı boyutlarda ve pratik olarak değişik denemelerle bir biçim kazanmışken siyasal gerçekliği ve alanı düşünerek bir daha değerlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz.

Bireysel özerklik; yukarıdaki tanımlamaları desteklemek ve tarihsel dayanaklarına oturtmak üzere kendimize ilişkin kuralların bir nevi bizden geçirilerek gereği kabul edilmesi, yaşam tarafından kabul edilmesi yani bir anlamda içselleştirilmesidir. Aslında bu günde politik alanda birey-uygarlık krizinde olduğu gibi bireyin yönetilmesi ve yönlendirilmesi üzerine dayalı baskı sistemlerini aşmak dolayısıyla yöntemler veya modeller aranırken uygulanabilirliği artırma açısından olabildiğince tabana ya da bireye kadar indirgeme gerekiyor. Burada şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor; merkez ve yakınlık ilişkisi benzeri yönetme ile yönetilen arasındaki mesafe ve biz burada yönetilenle arasındaki mesafeyi azaltmak üzere bir yöntem ve model arayışındayız. Birey açısından bir başkasının bizi yönetmesine ilişkin sürekli bir refleks vardır, çoğunluk olarak bir hoşnutsuzluk hissi uyandırır. Çünkü başkası tarafından yönetilmek dolayısıyla bir mesafeyi gerektirir zaten ve bu mesafe daha sonraları bir üstünlük hissine dönüşüp daha çok yönetmek ve hep yönetmek için baskı ve tahakküm araçlarıyla güçlendirilmeye çalışılır. Siyasal yöntemlerden çok önceleri bireyler üzerine uygulanan yöntemlerin boyutları çok daha geniş ve derinlemesinedir örneğin; aile, toplumsal tabaklar, cins, sınıflar, sosyal statüler vb. üzerinden bireyi yönetmeye yönelik çeşitlik olduğu gibi bireyinde kendi özerkliğini geliştirme arayışları daha fazla olmuştur.

Topluluklar bağlamında özerklikleri elde etme arayışları anlayış olarak bireydekinden çokça farklı olmamak üzere farklı özelliklere ve yerel yoğunluklara sahip olanın merkez ve uzakta olan tarafından değil de daha yakından ve yerelden kendisini yönetme isteğidir. Zaten bugünün politik algılayışının aşırı bir siyasallığa ve ideolojik referanslara sahip olması eşitsizlik problemini de yaratıyor. Bir diğer önemli nokta kaynakların kullanımının ve dönüşümünün adil olmayışı ki bu türden uygulamaların ne türden geniş ölçekte ve çeşitte sorunlara neden olduğu bilinmektedir. Bölgeler arası gelir farklılıkları gelişmişlik farkları hizmet farkı vs. ancak bunlarla beraber belki bu sonuçları doğuran uygulamaların kaynağında yerel ve coğrafik yoğunlukların etnik merkezli oluşu; yani egemen ulusun aynı sınırlar içerisinde yaşayan diğer farklı kimliklere karşı merkeziyetçi baskıcı inkarcı yaklaşımlarıdır. Dolayısıyla farklı olana yaklaşım uzaktan ve üstten yada egemen olana benzeştirmeye yöneliktir.

Özerkliği bu noktalardan hareketle neden savunduğunuz bir anlamda ortaya çıkıyor; 21. yüzyılın başında dünyanın küresel çapta hangi akışkanlıklara sahip olduğu ve bu akışkanlıkları elinde tutan büyük güçlerin yeni haritalandırmalarda ne türden problemleri yarattığını görmekteyiz. Kabul edildiği üzere birincisi büyük küreselleşme dalgası yerel özgünlükleri ve yoğunlukları (kültürel, dilsel, tarihsel ortaklıklar, toplumsal bellek) hızla ortadan kaldırması (bu bir temel hedef olmasa da bu akıntıya yerelden katılımlar dolayısıyla çağın birey yaşantısının birer parçası olmuş durumda) yani sadece küreselleşme olgusu ulus-devlet formasyonlarının klasik görüntülerini bozmakla kalmıyor aynı zamanda bireyin dünyayı ve yaşamı algılayışını geçmiş zaman bireyinden çok daha farklı bir noktaya getirmiş bulunmaktadır. Buradan anlaşılacağı üzere özerkliği savunurken ilk ideolojik ve organize hedef ulus-devlet oluyor . Günümüzde ulus-devlet sınırları ilhak edilmeden ulus-ötesi ekonomik (bu öğeye dayandırışımızın temeli kapitalist ve teknik bir siyasal ve yaşam algısının olmasına dayanıyor) girişimlere olan ihtiyaç kavramsal olarak henüz tartışılmadan zaten fiili işlemeye başlamıştır. Şimdi ulus-ötesi formasyonların çoğunun bu akışın birer parçası haline geldiğini görmekteyiz. Daha genel bir ilişki kurarsak dünyayı ilgilendiren bazı konularda ortaklaşa müdahaleleri daha pratik hale getirmek için ulus-ötesi organizasyonlara duyulan ihtiyaç. Sade bir şekilde dile getirirsek insan ufuklarını artık ulus-devletin sınırlarına dayandırmıyor ve buna göre davranmıyor. Yani dolayısıyla daha yerel bir oluşum kendi siyasal yada ulusal sınırlarının ötesinde diğer yerelle kültürel ekonomik ilişkiler geliştirip çeşitli birliklere gidebiliyor. Aslına bakılırsa bilinen klasik ulus-devlet ve üniterliğe dayalı formlar çoktan ihlal edilmiş durumda.. Madem ulus-ötesi bu türden denemeler daha çok bölgesel ve yerel düşünüp evrensel hareket etme mantığı üzerine kuruluyor öyleyse biz organizasyonlarımızı daha yerele yani yerel özgünlüklere ve onun bireyine daha yakın yere kuracağız.

Öyleyse egemen olanın değil tüm etnisitelerin, kültürlerin, dillerin, inançların kendi yoğunluklarına göre coğrafik özellikleri göz önünde bulundurarak, daha yakın ve yerel uygulanabilir yönetme yapıları oluşturmak mümkün ve çözüm olanaklarına sahiptir. Daha derin bir anlamla bir topluluk kendi özelliklerine göre bir coğrafya üzerinde kümelenmiş olmasıyla beraber kimi tarihsel ortaklıklar kurarlar ve bunlar üzerine belirgin özellikleri yaşatırlar. Dolayısıyla kendilerini yaşatabilmelerinin maddi dayanaklarını kullanırken, kendilerine en yakında olanı kullanmaları doğal süreçlerle pekişmiştir. Örneğin üzerinde bulunduğu zenginliklerden yararlanma hakkına sahiptir bunu başkasıyla da paylaşabilir ama problem başkasının gelip sömürmesindedir. Hem kaynakların adil kullanımı açısından diğeri ahlaki ve felsefi anlamlar bakımından yerellerin ve yerelliğe dayalı özgürlüklerin kendilerini yaşatabilmelerinin olanaklarını kurmak üzere; uygulanabilir modeller tercih edilmelidir.

Demokratik özerklik:

Yukarıda niçin özerklik denildikten sonra ya da mevcut problemleri yaratan noktalara alternatif olma arayışında belli sonuçlara ulaşılmıştık. Bununla beraber konu nasıl bir model veya yöntemin uygulanacağı hususudur. Dolayısıyla hem özerkliğin ilkelerini sağlamak üzere hem de onun uygulanmasını kolaylaştıracak ve tamamlayacak bir yöntemler bütününü gerçekleştirmek üzere bir kavram şekilleniyor. Birincisi tarihsel denemelerin olgunlaştırdığı siyasal gerçeklikler ve bu olgunlaşmanın artık yetmezliği, diğeri reel siyasal müdahalelerin çözümü gerçekleştirmekten olan uzaklıkları ve böylesi bir niyetten yoksun olmaları, çokluk siyasetine ve anlayışına paralel bir modelin kaçınılmazlığını hissettiriyor. Daha yerinden ve yakından uygulanan bu model daha uygulanabilir ve gerçekçi olma özelliğini taşıyacaktır. Bunu yaparken yöntemlerimizi tüm bireylerin onayından geçirecek derecede bir esneklikle sağlamaya çalışmak yani tüm bireylerin rızasını sağlamak en ideal model olarak görünmektedir. Bu nedenle en aşağıdan başlayarak belki de sokaklarımızdan başlayarak mahalle, belde, kasaba, il, bölge meclisleri veya başka bir temsille en pratik yürütme modellerimizi oturtmak üzere kimi ilkelerimizi pratikleştirebiliriz. Daha yakın kurulacak ilişkiler ve işbirliği süreçleri toplumsallığı geliştirip sorunlara çözüm getirme olanaklarını arttıracaktır. Tüm bireylerin katılımıyla gerçekleştirilecek bu türden yöntemler daha kabul görülecektir; en azından değindiğimiz üzere onların rızasıyla gerçekleştirilmiş olacaktır. Daha aktif daha katılımcı bir yurttaşlar topluluğu kendimizi yönettiğimiz hissini doğuracaktır. Şimdiye kadar anlattıklarımıza uygun bir modeli demokraside bulmaktayız ve şimdi özerkliği demokrasiyle beraber alarak daha çoğulcu daha katılımcı bir modeli inşa etmiş olacağız. Yani bir anlamda özerkliği gerçekleştirmeye çalışırken diğer taraftan hem bunun mantığının oturtulması için demokrasi bir anlayış olmakta hem de daha aşağıya ve yerele dayanmasından ötürü bir yöntem olmaktadır.Dolayısıyla demokratik özerklik bütün farklı orijinlerin kendi kaynaklarından beslenmelerini sağlamak üzere; yerel yoğunlukları korumak ve savunmak üzere bir mantığa sahiptir. Hakim bir insan merkezli yaşam anlayışı yerine coğrafyayı ekolojinin mantığının birer organik izdüşümü olarak ele almak yeni bir sosyal-bilim ve uygarlık anlayışı olacaktır.

Demokrasi ve özgürlüklerin hakim kılınması için merkezi, otoriter ve baskıcı mekanizmalar yerine yerelden karşılıklı hoşgörüye dayalı ve katılımcı referansları yaşamsallaştırmak adına bu model savunulmalıdır. Aynı zamanda doğa ve bu doğanın bir parçası olan insan tarihsel coğrafik kümelenmelerini ihtiyaçlarını karşılamak üzere meydana getirmişleridir. Onların yaşam alanlarını oluşturan coğrafik diyarlarına saygı duymak ve onların bu coğrafyalarda yerleşmiş olmalarının bir tarihsel anlamının olduğunu bilerek; yer-üstü ve yer-altı yeryüzü kaynaklarının adil dönüşümlü ve ekolojik dengeye uygun bir anlayış çerçevesinde paylaşılması için sömürü ve zulmü uygun görmeyen yönetim modelleri bizim için en gerçekçi ve insanın yeryüzü macerasındaki diğer canlı-cansız varolanlarla ilişkisi bağlamında en adil olanıdır. Bu nedenlerle demokratik özerklik hem birey özerkliği anlamında bir anlayış hem de çağımızın ve coğrafyamızın egemen ulus-devlet ve uygarlık krizi düşünüldüğünde yerelin ön plana alındığı yurttaş bağlamında birey-toplum ilişkisinin sağlandığı katılımcı aktif ve çoğulcu bir yönetim modeline karşılık gelmektedir.

Coğrafya ve Yurttaşlık

İnsanların yer ve mekan ile bunlarında kendi arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimdir. Coğrafya sözcüğü yunanca gaia (yeryüzü) ve graphein (yazmak, tasvir etmek) sözcüklerinden türemiştir. Coğrafyayı salt jeolojik olarak açıklayamayız; coğrafya bir yüzeydir; bu yüzeye eşsiz karakter kazandıran kendi doğal özellikleridir. Dağlar, denizler, nehirler vb. oluşumlar bu özelliklerin birer parçasını oluştururlar. Biyolojik yaşamın bir biçimi olan insan türü de karakter ve oluşumunu buradan alır. İnsanda oluşan duygu, tutku, istek, gibi olgular coğrafik özellikle iç içe gelişir; dil etnisite gibi kavramların kökeninde de yer alır.İnsanlar duygu, dil, tutku gibi doğal özellikleri harekete geçirerek toplumsallaşırlar. Toplumun ana kaynağında duygunun yattığını bilmekteyiz. Dil ve duygunun biçimlenişinde coğrafyanın büyük bir payı vardır. Coğrafya ve insan arasındaki bu ilişki sağlanırken, iki ilişkinin maddi görünümü yapılardır. Bu yapılar kentler, köyler gibi yerleşim birimleri yani yurt kavramı diyebiliriz. Bu yapılaşmalar ve coğrafya arasındaki ilişkiyi yurttaş sağlar; yurttaşlık buradan artık toplumla birlikte yeni bir tanım alır. Yurttaşlık toplum-coğrafya-kurumlar arasındaki politik bağa verilen isim olarak politik alanla olan ilişkisini de oluşturmuştur. Böylece yurttaşlar coğrafya(yurt)-toplum-yapılaşmalar arasında politik hakkı da elde etmiştir. Politik hakkı elinde bulunduran yurttaş varlığın ana kaynağını özünde taşır. İnsan kültürel bir varlıktır. Yaşamın devamını sağlamak için biyolojik gereksinimden öte, yaşamsal gerekçelerin üst yapısı gerekli; üst yapı politik gerçekliktir. Birey ve toplum kendi politik özgürlüğünü elde etmeden, varlığın yönetimine ve işleyişine katılamazlar. Bir yandan kendi varlık yapısıyla topluma katılırken, olgunun diğer boyutuyla çokluk yapısını oluşturur. Böylece toplumlar kendi içerisinde çoklu kimlikli politikalar benimseyerek kendi özgürlüğünü yaratırlar. Çok kimlikli bir politika içe yönelik demokratik bir sistem, dışa yönelik ise hümanist insan sever duygularla dünya evrenselliğine katılır.

Yukarıdaki siyasal ve toplumsal oluşumları yurttaşlık açısından özetlersek: yurttaş-coğrafya ilişkisinde mevcut bir politik işleyiş var. Politik özgürlük bireyin kendine yaklaşımının ahlaki yönlerini kazandırır. Duygu ve hislerini coğrafyadan alan yurttaş, coğrafya ile politik özgürlük elde ettiğinde: coğrafya-yurttaş-özgürlük bir olgu gibi zamana işler. Farklılıkların kendisini yaşattığı bu biçimlenmede zaman ve sosyoloji yeniden üretilir. Bir bakıma biz buna özgürlük sosyolojisi de diyebiliriz. Sosyoloji ve tarihin karışımı olur. Böylelikle aslında sosyal bilimi ve tarihi tartışmaya açmış oluyoruz.

Geçmiş yüzyılların sosyal biliminde coğrafyanın önemi kavranmamış ve üzerinde pek durulmamıştır. Sosyal bilim tarih üzerine şekillenmiştir. Coğrafya üzerinde oluşan kurumlar ve yapılanmalar coğrafi özellikler dikkate alınmadan yapılmıştır. Çizilen devlet sınırları çoğu yapay bir özellik gösterir. Kürdistan üzerine oluşturulan dört farklı devlet sınırı bu yapaylığa en iyi örnektir. Coğrafya ve tarihin en keskin bir ayırımıdır; günümüzde hala bu ayırım bir siyasi sorun olarak devam etmektedir.

Tarih bir belek, anı, kronoloji şeklinde işlerse, coğrafya bir yüzeydir. İkisi arasındaki bağın kuvveti ortadadır. Coğrafyasız bir tarih anlayışının yapay ve sorunlu olduğunu görmekteyiz. Bir coğrafyayı yok sayarken aslında tarihin anısını, beleğini, kronolojisini bozmaktayız. Ortadoğu'daki devlet sınırlarının çizimi coğrafyasız bir tarih anlayışıyla çizilmiştir ki yaşadığımız bu topraklardan bunu net görebiliriz.

Kürdistan bir devlet sınırı değil, coğrafik bir kavramdır. Bu coğrafya üzerinde yaşadığı topluma ve bireye duygu, dil, etnisite gibi oluşumları kazandırmıştır. İçimizdeki bu duygu çizgilerini coğrafyadan alırız ve zaman kavramını da tarihle birleştiririz. Mevcut sistemler Kürdistan coğrafyasının yokluğunda ısrar ettiklerinden, Kürdistan toplumunu tarihsizleştirmektedir. Kişiliğini yok saymakta, coğrafyanın bizlere kazandırdığı bütün özelikleri öldürmektedir. Böylece ink�r edilen coğrafya, ink�r edilen toplumdur, tarihtir, bireydir.

Geo-tarih dediğimiz anlayış içerisinde coğrafyanın tanımı ve ismi olmalı. Bu yeni bir sosyal bilim anlayışıdır. Buna geo-felsefe de diyebiliriz. Devlet kurumlarını ve çizgilerini benimsemeden Kürdistan kavramını coğrafik olarak kullanmalıyız. Kürdistan coğrafik tanımı içerisinde politik özgürlük oluşmalıdır. Politik özgürlük toplum ve birey özgürlüğünü oluşturur. Kendi yasallıkları ve yaşamları üzerinde belirleme yapan bir toplum yeni bir katılımcı politikanın inşasını oluşturur.


[tarihinde düzeltildi 28/6/2010 Saat 01:21 Yazar berzanamedi]
Profiline gir Web siteyi ziyaret et Bu üyenin tüm mesajlarını göster
« Ön  Diğer »        print
 
 0,331 saniye - 26 queries 

Bu sitedeki tüm logo ve markalar sahiplerinin malıdır. Diğer detayları Künye bölümünde bulabilirsiniz .

Haberlerimizi RSS kullanarak yayınlayabilirsiniz.

Bu site pragmaMx 0.1.11 tabanlıdır.

Yorumlar yazarların sorumluluğu altındadır,
geri kalan her şey © 2009 - 2010 by www.Rojamed.com


Bu sayfa 0.1147 saniyede, 23 veritabanı sorgusuyla üretilmiştir
Ana Sayfa